Duygu Odaklı Terapi (DOT) Ders Notları

İçindekiler

Giriş: Eğitimin Yol Haritası

Bu ders notları serisi, sizi Duygu Odaklı Terapinin kalbine doğru 8 adımlık dönüştürücü bir yolculuğa çıkarıyor. Temel felsefeden ileri düzey müdahalelere uzanan bu yolda her modül, bir önceki üzerine inşa edilerek terapist olarak hem profesyonel becerilerinizi hem de kişisel farkındalığınızı katman katman derinleştirmeyi hedefler.

Bölüm I: Pusulayı Ayarlamak – Temel Felsefe ve Terapötik Duruş

  • Modül 1: DOT’a Giriş ve Teorik Temeller
    • DOT’un felsefesi, insan doğasına bakışı ve temel duygu (birincil, ikincil) kategorileri.
  • Modül 2: Terapötik İlişki ve Süreç
    • Empatik uyumlanma, terapötik mevcudiyet ve seans sırasında “içerik” yerine “sürece” odaklanma sanatı.
  • Modül 3: Duyguları Anlama ve Değerlendirme
    • Terapötik müdahale anlarını belirleyen “işaretçiler” (kendini eleştirel bölme, bitmemiş iş) ve danışanın deneyimini derinleştirme.

Bölüm II: Alet Çantasını Oluşturmak – Temel ve İleri Müdahale Becerileri

  • Modül 4: Temel Müdahaleler I – Takip ve Keşif
    • Odaklanma (Focusing) ve empatik keşif teknikleriyle danışanın iç dünyasını nazikçe aydınlatma.
  • Modül 5: Temel Müdahaleler II – Sandalye Çalışmaları
    • İçsel çatışmaları ve bitmemiş hesaplaşmaları ‘konuşmaktan’ çıkarıp, ‘şimdi ve burada’ canlandırarak dönüştürme sanatı: İki Sandalye ve Boş Sandalye tekniklerinde ustalaşma.
  • Modül 6: Duygusal Dönüşüm Süreci
    • DOT’un kalbi: Acı veren bir duygunun, şifalı başka bir duyguyla nasıl dönüştürüldüğü ve “düzeltici duygusal deneyim” kavramı.

Bölüm III: Uygulama ve Entegrasyon

  • Modül 7: Farklı Problemlere DOT Yaklaşımı
    • Teoriyi pratiğe dökmek: Depresyon, anksiyete ve travmanın duygusal haritalarını okuma ve müdahaleleri her bir danışanın biricik ihtiyacına göre şekillendirme.
  • Modül 8: Entegrasyon, Terapistin Kendiliği ve Kapanış
    • Öğrenilenleri kendi terapötik kimliğiyle bütünleştirme, terapistin öz-bakımı ve sürekli gelişim için yol haritası.

Duygu Odaklı Terapinin Tarihçesi

1980’lerin ortalarında psikoterapi dünyasında sessiz bir devrim yaşandı: Duygu Odaklı Terapi (DOT), insan duygularını terapötik değişimin merkezine yerleştirerek oyunun kurallarını yeniden yazdı. O dönemde psikoterapi alanında hakim olan, duyguları ikincil veya problemli gören yaklaşımlara bir meydan okuma niteliği taşıyan DOT, şifanın anahtarının duyguları bastırmak veya kontrol etmekten değil, onlara erişmek, onları anlamak ve dönüştürmekten geçtiğini öne sürmüştür. Bu tarihçe, DOT’un doğuşunu, temelini oluşturan kuramsal evliliği, iki ana dala ayrılışını ve günümüzdeki yerini detaylı bir şekilde ele almaktadır.

1. Doğuş (1980’lerin Başı ve Ortası): İki Zihnin Buluşması

DOT’un kökeni, iki parlak araştırmacı olan Dr. Sue Johnson ve Dr. Leslie Greenberg‘in Kanada’daki York Üniversitesi’nde yollarının kesişmesine dayanır. O dönemde terapi dünyasında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Sistemik Aile Terapisi gibi daha “mekanik” ve “stratejik” yaklaşımlar hakimdi. Duygular, genellikle rasyonel düşünceyi bozan, çözülmesi veya kontrol edilmesi gereken “sorunlar” olarak görülüyordu. Terapi odası, stratejilerin ve müdahalelerin uygulandığı bir laboratuvar gibiydi.

Johnson ve Greenberg, bu duruma bir alternatif arayışındaydı. Her ikisi de Hümanistik Psikoloji (özellikle Carl Rogers’ın Kişi Merkezli Terapisi) ve Gestalt Terapisi‘nin deneyimsel gücüne inanıyordu. Bu yaklaşımlar, danışanın öznel deneyimine, içsel bilgeliğine ve “şimdi ve burada” yaşananlara derin bir saygı duyuyordu. Onlar için terapi odası, yaşayan, nefes alan bir organizmaydı.

İkilinin ilk çalışmaları, çift terapisi seanslarının video kayıtlarını titizlikle analiz etmeye dayanıyordu. Amaçları basitti ama bir o kadar da derindi: Değişim anlarında tam olarak ne oluyordu? Hangi etkileşimler çiftleri birbirine yakınlaştırıyor, hangileri onları daha da derin bir yalnızlığa itiyordu? Bu analizler sonucunda, değişimin anahtarının bilişsel yeniden yapılandırma veya davranış değişikliğinden ziyade, derin duygusal anların yaşanması ve paylaşılması olduğunu keşfettiler. Bir partnerin, her zamanki savunmacı öfkesinin altındaki incinmişliğini, korkusunu ve kırılganlığını gösterdiği ve diğer partnerin bu ham ve savunmasız paylaşıma şefkatle yanıt verdiği anlar, ilişkinin dönüm noktalarıydı. Bu anlar, ilişkinin duygusal müziğini değiştiriyordu.

Bu gözlemler, DOT’un ilk formülasyonunun temelini attı: Hümanistik/Deneyimsel bir yaklaşımın içsel odaklı gücünün, Sistemik Aile Terapisi ilkelerinin ilişkisel odağıyla birleştirilmesi. Bu, hem bireyin içsel dünyasına (deneyimsel) hem de bireyler arasındaki yıkıcı etkileşim döngülerine (sistemik) aynı anda odaklanan, o dönem için radikal sayılan hibrit bir modeldi.

2. Kuramsal Omurganın İnşası: Bağlanma Teorisinin Entegrasyonu

Modelin ilk hali güçlü olsa da, çiftlerin neden bu kadar öngörülebilir ve yıkıcı etkileşim döngülerine (örn: “eleştiren-uzaklaşan” döngüsü) takılıp kaldığını tam olarak açıklayan bir “neden” teorisine ihtiyaç vardı. Bu eksik parça, Sue Johnson‘ın John Bowlby’nin Bağlanma Teorisi‘ni modele entegre etmesiyle bulundu. Bu entegrasyon, DOT’a sadece bir omurga değil, aynı zamanda çiftlerin kaotik görünen çatışmalarını deşifre eden bir nevi ‘Rosetta Taşı’ sağladı. Artık her kavga, bir bağlanma ihtiyacının çığlığı olarak anlaşılabiliyordu.

Johnson, çiftler arasındaki çatışmaların aslında birer bağlanma protestosu olduğunu fark etti. Partnerler, en temel bağlanma korkularıyla (terk edilme, değersiz görülme, yalnız kalma) yüzleştiklerinde bu yıkıcı döngülere giriyorlardı. Eleştiren ve sürekli talep eden partner, aslında bir “bağlanma çığlığı” atıyordu: “Beni görüyor musun? Senin için önemli miyim? Lütfen benden uzaklaşma!” Diğer yandan, sessizliğe gömülen ve uzaklaşan partner ise aslında “Seni hayal kırıklığına uğratmaktan ve reddedilmekten o kadar korkuyorum ki donup kalıyorum. Başarısız olmaktansa hiç denememek daha güvenli geliyor,” diyordu.

Bağlanma teorisi, DOT’a sağlam bir kuramsal omurga sağladı. Artık terapi, sadece duyguları ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda partnerler arasında güvenli bir bağlanma bağı yaratmayı ve onarmayı hedefliyordu. Terapistin görevi, bu yıkıcı dansı yavaşlatmak, her bir partnerin dansın altındaki müziği (karşılanmamış bağlanma ihtiyaçları ve korkuları) duymasına yardımcı olmak ve onlara yeni, daha senkronize ve sevgi dolu bir dans öğretmekti. Bu, DOT’u diğer çift terapisi modellerinden ayıran en temel özellik haline geldi.

3. İki Dala Ayrılış: Bireysel ve İlişkisel Odak

1990’lara gelindiğinde, Johnson ve Greenberg’in yolları dostane bir şekilde ayrıldı. Kısacası, Johnson ilişkilerdeki ‘biz’e odaklanırken, Greenberg bireyin içindeki ‘ben’e odaklandı. Bu ayrışma, bugün bildiğimiz iki ana DOT ekolünü yarattı:

  • Sue Johnson ve Duygu Odaklı Çift Terapisi (Emotionally Focused Therapy for Couples – EFT): Johnson, çalışmalarını tamamen çiftler ve aileler üzerine, yani ilişkisel sistemlere yoğunlaştırdı. Bağlanma teorisini merkeze alarak, çiftlerin olumsuz etkileşim döngülerini kırmalarına ve güvenli bir duygusal bağ yeniden kurmalarına yardımcı olan, son derece yapılandırılmış 9 adımlık bir terapi modeli geliştirdi. Bu model, bugün “EFT” veya “DOT-Çift” olarak bilinen ve etkinliği yüzlerce araştırma ile kanıtlanmış olan yaklaşımdır. Johnson’ın modeli, terapiste, çiftin yıkıcı dansını nasıl durduracağı, her bir partnerin kendi iç dünyasına inmesine nasıl yardımcı olacağı ve son olarak bu yeni farkındalıklarla yeni, yapıcı bir dansı nasıl yaratacağı konusunda net bir yol haritası sunar.
  • Leslie Greenberg ve Duygu Odaklı Bireysel Terapi (Emotion-Focused Therapy – EFT/Process-Experiential Therapy): Greenberg, odağını bireysel terapiye, yani bireyin içsel dünyasına çevirdi. Duyguların doğası, işlenmesi ve dönüşümü üzerine derinlemesine teorik ve deneysel çalışmalar yaptı. Bireyin kendi içindeki duygusal çatışmaları (örn: kendini eleştiren taraf ile incinen taraf) çözmesine yardımcı olan İki Sandalye ve Boş Sandalye gibi Gestalt kökenli teknikleri sistematikleştirdi ve bu müdahalelerin arkasındaki değişim mekanizmalarını bilimsel olarak modelledi. Greenberg’in yaklaşımı, bireyin kendi duygusal şemalarını anlaması ve dönüştürmesi üzerine odaklanır ve bugün genellikle “DOT-Bireysel” olarak anılır. Bu yaklaşım, depresyon, anksiyete ve travma gibi durumlarda, kişinin kendisiyle olan ilişkisini onarmayı hedefler.

4. Olgunlaşma ve Yayılma (2000’ler ve Günümüz)

  1. yüzyılda her iki DOT dalı da hızla büyüdü ve dünya çapında yayıldı.
  • Kanıta Dayalı Statü: Her iki yaklaşım da, özellikle çift terapisi alanında Sue Johnson’ın modeli, etkinliğini kanıtlayan çok sayıda bilimsel araştırma sayesinde “kanıta dayalı terapi” statüsü kazandı. Yapılan araştırmalar, DOT’un sadece semptomları azaltmakla kalmayıp, aynı zamanda ilişkisel tatmini artırdığını ve bu değişimlerin uzun süreli olduğunu göstermiştir.
  • Uluslararası Kurumlar: Uluslararası Duygu Odaklı Terapi Merkezi (ICEEFT) ve Uluslararası Duygu Odaklı Terapi Derneği (isEFT) gibi kurumlar kurularak, terapistlerin eğitimi ve sertifikasyonu için uluslararası standartlar oluşturuldu. Bu, yaklaşımın kalitesinin korunmasını ve dünya çapında tutarlı bir şekilde uygulanmasını sağladı.
  • Yeni Uygulama Alanları: Başlangıçta çiftler ve bireyler için geliştirilen DOT, zamanla aile terapisi, travma tedavisi ve yeme bozuklukları gibi farklı alanlara da uyarlandı. Özellikle travma alanında, DOT’un bedensel deneyime ve güvenli bir bağlanma ilişkisi içinde duygusal işlemeye verdiği önem, onu travmanın yarattığı kopukluk ve güvensizlik hislerini onarmak için oldukça etkili bir araç haline getirmiştir.

Sonuç olarak, DOT sadece bir terapi modeli olmanın ötesine geçerek, insan bağlarının ve duygusal sağlığın önemini vurgulayan bir felsefe haline gelmiştir. Başlangıçta radikal bir fikir olarak doğan bu yaklaşım, bugün dünya çapında binlerce terapiste ve danışana umut vermeye devam etmektedir.

Modül 1: DOT’a Giriş ve Teorik Temeller

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, Duygu Odaklı Terapinin (DOT) felsefi temelini, insan doğasına bakışını ve en temel kavramlarını anlamayı hedefler. DOT’un sadece “ne” yaptığını değil, aynı zamanda bunu “neden” ve “nasıl” bir duruşla yaptığını kavramak için bir zemin oluşturur. Bu modül, terapistin danışanın iç dünyasına girerken elinde tutacağı temel haritayı sunar ve terapisti bir “problem çözücü” olmaktan çıkarıp bir “süreç kolaylaştırıcısı” olmaya davet eder.

1. DOT’un Felsefi Kökenleri ve İnsan Doğasına Bakışı

  • Hümanistik ve Deneyimsel Yaklaşım: DOT, köklerini sağlam bir şekilde üç ana akımdan alır ve bu akımların bilgeliğini sentezler:
    • Carl Rogers’ın Kişi Merkezli Terapisi: DOT, terapötik ilişkinin temelini Rogers’ın “gerekli ve yeterli koşullarından” alır: Empatik Anlayış, Koşulsuz Olumlu Kabul ve Terapistin Sahiciliği (Congruence). Terapist, danışanın deneyimini derinlemesine anlamaya çalışır, onu olduğu gibi kabul eder ve ilişkide otantik bir varlık gösterir. Bu, şifanın gerçekleşebileceği güvenli zemini oluşturur.
    • Gestalt Terapisi: DOT, Gestalt’tan “şimdi ve burada” odağını, farkındalık kavramını ve “bitmemiş işler” (unfinished business) fikrini miras alır. Geçmişin, şimdiki andaki duygusal ve bedensel deneyimlerde nasıl yaşadığına odaklanılır. Sandalye teknikleri gibi eylemsel müdahaleler, bu bitmemiş işleri tamamlamak için doğrudan Gestalt geleneğinden gelir.
    • Varoluşçu Terapi: İnsan olmanın getirdiği temel kaygılar, anlam arayışı ve seçim yapma özgürlüğü gibi varoluşçu temalar, DOT’un arka planında yer alır.
  • Organizmik Bilgelik (Organismic Wisdom): DOT’un temel varsayımıdır. Bu kavrama göre, insanlar, tıpkı bir bitkinin güneşe yönelmesi veya bir hayvanın yarasını yalaması gibi, doğuştan gelen bir iyileşme, büyüme ve kendini gerçekleştirme eğilimine sahiptir. Semptomlar (depresyon, anksiyete vb.) birer bozukluk değil, bu doğal büyüme sürecinin önündeki engellere (sıkışmış duygular, travmalar) verilmiş zeki ama acı dolu tepkilerdir.
  • Terapistin Rolü: Rehber, Tamirci Değil: Terapist, bir uzman veya bozuk bir makineyi ‘düzelten’ bir tamirci değil, danışanın kendi içsel bilgeliğine ulaşmasını kolaylaştıran bir “duygusal süreç danışmanı” veya bir “ebe” gibidir. Terapist, karanlık bir ormanda danışanın elinden tutan ama yolu onun adına seçmeyen bir rehberdir. Görevimiz, bu doğal iyileşme sürecinin önündeki engelleri kaldırmak, donmuş nehirlerin tekrar akmasını sağlamaktır.

2. Duyguların Anatomisi: En Temel Kavramlar

Duygular, DOT’ta çalışılan temel malzemedir. Onları doğru bir şekilde ayırt etmek, bir cerrahın farklı dokuları ayırt etmesi kadar önemlidir.

A. Birincil Duygular (Primary Emotions)

Bir duruma verilen en temel, en saf ve en anlık duygusal tepkidir. İki türü vardır:

  • Birincil Uyuma Yönelik (Adaptive) Duygular:
    • Tanım: Mevcut duruma uygun, sağlıklı ve işlevsel tepkilerdir. Bize hayatta kalma ve ihtiyaçlarımızı karşılama konusunda anlık ve güvenilir bilgi verirler. Evrimsel olarak hayatta kalmamızı sağlayan sinyallerdir.
    • Örnekler ve İşlevleri:
      • Üzüntü: Bir kayıp yaşandığında hissedilir. İşlevi, yavaşlamamızı, içe dönmemizi ve sosyal destek aramamızı sağlamaktır. Başkalarına “desteğe ihtiyacım var” sinyali göndererek bağları güçlendirir.
      • Korku: Tehdit anında hissedilir. İşlevi, tüm dikkatimizi tehdide odaklamak ve bedeni “savaş, kaç ya da donakal” tepkisi için hazırlamaktır. Hayat kurtarır.
      • Öfke: Sınırlar ihlal edildiğinde veya bir hedefe ulaşma engellendiğinde hissedilir. İşlevi, sınırlarımızı korumak, adaletsizliğe karşı durmak ve engelleri aşmak için enerji mobilize etmektir.
  • Birincil Uyumsuz (Maladaptive) Duygular:
    • Tanım: Geçmiş travmalardan, karşılanmamış bağlanma ihtiyaçlarından ve olumsuz öğrenilmişliklerden kaynaklanan, bugünün gerçeğine uymayan, kökleşmiş, acı veren duygulardır. Bunlar, “eski” ve tanıdık hislerdir. Genellikle “Ben değersizim,” “Ben sevilmeye layık değilim,” “Ben kusurluyum” gibi temel inançlarla (şemalarla) doğrudan bağlantılıdır. Klinik İpucu: Bu duygular genellikle kişiye çok ‘tanıdık’ gelir. Danışanlar bu hissi ‘yine o çukura düştüm’ veya ‘bu benim kara deliğim’ gibi ifadelerle tanımlarlar. Bu, duygunun eski ve kökleşmiş olduğunun bir işaretidir.
    • Örnekler ve Gelişimi:
      • Derin Utanç ve Değersizlik: En ufak bir eleştiride veya hatada tetiklenir. Örneğin, çocukken sadece başarılarıyla sevilen bir kişi, yetişkinliğinde yaptığı küçük bir sunum hatası sonrası sadece hayal kırıklığı (adaptif) değil, derin bir “ben bir sahtekarım, yetersizim” (maladaptif) utancı hisseder. Bu his, o anki duruma değil, geçmişteki koşullu sevgiye bir tepkidir.
      • Kronik Terk Edilme Korkusu: Partneri arkadaşlarıyla dışarı çıktığında yoğun bir panik ve korku hissetmek. Bu korku, o anki gerçek bir terk edilme tehdidine değil, geçmişteki bir kayıp veya ihmal deneyiminin yarasına bir tepkidir.

B. İkincil Duygular (Secondary Emotions)

  • Tanım: Birincil duygularımıza gösterdiğimiz tepkilerdir. Yani, duygularımız hakkındaki duygularımızdır. Genellikle birincil duygunun acısından kaçınmak, onu örtmek veya onu yönetemeyeceğimize inandığımız için ortaya çıkarlar. Seans odasına en sık getirilen duygular bunlardır, çünkü yüzeyde olanlar onlardır. Bu duygular, aileden ve toplumdan öğrendiğimiz “duygu kuralları” (“Erkekler ağlamaz,” “İyi kızlar öfkelenmez”) tarafından şekillendirilir. Metafor: İkincil duygular ‘duman’, birincil duygular ise ‘ateş’ gibidir. Sadece dumanla (örn: öfke) ilgilenirseniz, alttaki ateşi (örn: incinmişlik) asla söndüremezsiniz. Görevimiz, dumanı takip ederek ateşin kaynağına ulaşmaktır.
  • Örnekler:
    • İncinmişlik (birincil) hissettiği için öfkelenmek (ikincil). (“Ağlayamam, zayıf görünemem, o yüzden sinirlenmeliyim.”)
    • Korktuğu (birincil) için kendine kızmak (ikincil). (“Neden bu kadar korkaksın! Toparla kendini!”)
    • Üzüldüğü (birincil) için derin bir umutsuzluk ve çaresizlik (ikincil) hissetmek. (“Bu üzüntü hiç geçmeyecek, her şey bitti, çabalamanın anlamı yok.”)
    • Katmanlı Örnek ve İşlevleri: Bir kişi, patronundan haksız bir eleştiri aldığında önce incinir (birincil üzüntü). Bu incinmişliğin getirdiği kırılganlıktan korkar (ikincil duygu #1 – İşlevi: İncinmişliği daha fazla hasar almaktan korumak). Bu korkuyu ‘zayıflık’ olarak gördüğü için kendine kızar (ikincil duygu #2 – İşlevi: Korkuyu bastırmak ve kontrolü ele almak). Eve geldiğinde ise eşine karşı bu birikmiş gerginlik yüzünden patlar (ikincil öfke – İşlevi: Güçsüzlük hissini örtmek ve mesafe yaratmak). Yüzeyde sadece öfke görünür.

C. Araçsal Duygular (Instrumental Emotions)

  • Tanım: Başkalarını etkilemek veya bir amaca ulaşmak için (bilinçli veya bilinçdışı) kullanılan, genellikle abartılmış veya taklit edilen duygulardır. Bu, kötü niyetli bir manipülasyondan çok, kişinin geçmişte ihtiyaçlarını karşılamak için işe yaradığını öğrendiği, çaresiz bir strateji olabilir.
  • Amaç: İlgi çekmek, sorumluluktan kaçmak, karşıdakini kontrol etmek, çatışmadan kaçınmak vb. olabilir.
  • Örnek: Çocukken sadece hastalandığında ilgi gören bir yetişkinin, partnerinin ilgisini çekmek için üzüntüsünü veya kaygısını (farkında olmadan) abartma eğilimi. Terapide, bu duygunun altındaki gerçek ihtiyacı (“lütfen yanımda kal, beni gör”) ve bu dolaylı iletişim stratejisini anlamak önemlidir.

Klinik Uygulamaya İlk Adım: Duygu Katmanlarını Haritalandırmak

  • 1. Yüzeydeki Duyguyu Karşıla (Genellikle İkincil Duygu): Danışan size öfke, panik veya umutsuzlukla geldiğinde, ilk adımınız bu duyguyu yargılamadan karşılamak ve onaylamaktır. “Ne kadar öfkeli olduğunuzu görüyorum. Bu çok güçlü bir duygu ve burada benimle paylaştığınız için teşekkür ederim.” Bu, güvenli bir ittifak kurar.
  • 2. Altındaki Köke İn (Birincil Uyumsuz Duygu): Güvenli bir zemin oluşturduktan sonra, empatik keşif yoluyla yüzeydeki duygunun altına inmeye davet edersiniz. “Bu öfkenin tam altında, daha yumuşak, daha kırılgan bir his olabilir mi? Belki bir incinmişlik veya hayal kırıklığı gibi?”
  • 3. Dönüşümü Kolaylaştır (Birincil Uyuma Yönelik Duygu): O acı veren birincil uyumsuz duyguya (örn: utanç, yalnızlık korkusu) ulaştığınızda, asıl sihir başlar. Danışanın kendi iç kaynaklarından, bu acıya panzehir olacak sağlıklı bir birincil uyuma yönelik duyguyu (örn: kendine şefkat, koruyucu öfke, kendini yatıştırma) doğurmasına ebelik yaparsınız. “Bu utanç duyan parçanıza şimdi ne söylemek istersiniz? Onun neye ihtiyacı var?” Bu, terapinin nihai hedefidir ve Modül 6’da detaylandırılacaktır.

Modül 2: Terapötik İlişki ve Süreç

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, DOT’ta tekniğin ötesinde, terapinin temelini oluşturan terapötik ilişkiyi ve süreç odaklı çalışmayı anlamayı hedefler. Danışanın duygusal dünyasına güvenle girebilmesi için gerekli olan “nasıl bir terapist olmalıyım?” ve seans sırasında “nereye odaklanmalıyım?” sorularını cevaplar. Bu modül, terapisti bir “teknisyen” olmaktan çıkarıp, danışanın deneyimine eşlik eden, onu akort eden ve süreci kolaylaştıran bir “sanatçı” olmaya davet eder.

1. Terapötik İlişkinin Temel Taşları

DOT’ta ilişki, sadece bir ön koşul değil, bizzat iyileştirici bir mekanizmadır. Güvenli bir terapötik ilişki, danışanın daha önce hiç kimseyle kuramadığı bir bağ kurarak, duygusal yaralarını onarması için bir “laboratuvar” ortamı sunar. Bu laboratuvarda, eski ilişki kalıpları güvenle ortaya çıkar ve yeni, daha sağlıklı bir bağlanma deneyimi yaşanır.

  • Empatik Uyumlanma (Empathic Attunement):
    • Tanım: Danışanın sadece ne söylediğini değil, o anda ne hissettiğini derinden anlamaya ve bu anlayışı ona geri yansıtmaya çalışmaktır. Bu, danışanın iç dünyasının frekansına girmek, onun müziğini onunla birlikte duymaya çalışmaktır. Bu, sempati (onun için üzülmek) veya anlaşma (haklı bulmak) değildir. Bu, onun ayakkabılarıyla yürüme çabasıdır.
    • Ötesindeki Anlam: Danışana, belki de hayatında ilk defa, ‘Görülüyorum, duyuluyorum ve olduğum gibi kabul ediliyorum’ mesajını verir. Bu, özellikle duyguları sürekli geçersiz kılınmış (“abartıyorsun”, “bunda üzülecek ne var?”) danışanlar için dönüştürücüdür. İlk defa, birisi onların içsel gerçeğini olduğu gibi kabul eder. Bu, danışanın kendi deneyimine güven duymaya başlamasının ilk adımıdır.
    • Uygulama: Yüz ifadesi, ses tonu, beden dili ve yansıtıcı dinleme ile yapılır. (Örn: “Bunu anlatırken sesinizin titrediğini fark ettim, sanki içinizde bir parça gerçekten incinmiş gibi.” veya “Yüzünüzde bir gülümseme var ama gözlerinizin hüzünlü baktığını görüyorum. Sanki iki farklı duygu aynı anda burada gibi.”)
  • Terapötik Mevcudiyet (Therapeutic Presence):
    • Tanım: Terapistin, seans sırasında zihinsel olarak başka yerde olmadan, tüm dikkati ve varlığıyla “şimdi ve burada” danışanla birlikte olmasıdır. Bu, zihindeki “ne demeliyim?” sorusunu susturup, bedensel ve duygusal olarak o odada kalabilmektir.
    • Ötesindeki Anlam: Danışanın en zorlayıcı duygularıyla (utanç, dehşet, keder) baş başa kalmaktan korkmadığınızı gösterir. Bu, danışanın kendi duygularından korkmamasını sağlayan en güçlü yatıştırıcıdır. Sizin regüle olmuş sinir sisteminiz, danışanın düzensizleşmiş (dysregulated) sinir sistemi için bir ‘çapa’ görevi görür. Bu nörobiyolojik bir süreçtir: birlikte regülasyon (co-regulation). Sizin varlığınız, onun kaotik içsel denizinde sığınabileceği bir ‘güvenli liman’ haline gelir.
    • Uygulama: Terapistin kendi bedenini fark etmesi (ayaklarının yere basması, nefesi), zihni dağıldığında nazikçe ana geri dönmesi ve danışanın deneyimine tam bir merakla odaklanmasıyla sağlanır.
  • Sahicilik ve Otantiklik (Genuineness & Authenticity):
    • Tanım: Terapistin, profesyonel bir rolün arkasına saklanmadan, kendi benliğiyle ilişkide var olmasıdır. Bu, her aklına geleni söylemek veya kendi sorunlarını ortaya dökmek değildir. Bu, danışanın iyiliği için, uygun anlarda kendi içsel tepkilerini şeffaf ve yapıcı bir şekilde kullanabilmektir.
    • Ötesindeki Anlam: Danışana, insan ilişkilerinin mükemmel olmak zorunda olmadığını, kusurlu ve gerçek olabileceğini gösterir. Güven inşa eder. (Örn: Danışanın anlattığı bir hikaye terapistte bir hüzün uyandırdığında, “Bunu anlatmanız bende bir hüzün uyandırdı, ne kadar zor bir deneyim olduğunu hissedebiliyorum,” demek, empatik uyumlanmayı derinleştiren otantik bir andır.)

2. İçerik ve Süreç: Nereye Odaklanmalı?

Bu ayrım, DOT’un en kritik kavramlarından biridir ve terapisti “sohbet etmekten” “terapi yapmaya” taşır.

  • İçerik (Content):
    • Tanım: Danışanın anlattığı hikayedir. Olaylar, insanlar, yerler, düşünceler… (Örn: “Dün patronumla tartıştım, bana haksızlık yaptı. Sonra eve geldim, eşim de beni anlamadı.”)
    • Tuzak: Sadece içeriğe odaklanmak, terapisti bir ‘içerik labirentine’ hapseder. Bu labirentte, hikayenin detayları, kimin haklı olduğu ve ne yapılması gerektiği gibi sonu gelmeyen koridorlarda kaybolma riski vardır. Bu, genellikle anksiyeteyi azaltır ama derin bir dönüşüm yaratmaz.
  • Süreç (Process):
    • Tanım: Danışanın o hikayeyi anlatırken “şimdi ve burada” nasıl bir deneyim yaşadığıdır. İçerik geçmişte veya gelecekte olabilir, ama süreç her zaman şimdiki andadır.
    • Odak Noktaları:
      • Duygusal Tepkiler: Hikayeyi anlatırken hangi duygular ortaya çıkıyor? (Öfke, üzüntü, utanç?) Bu duygular birincil mi, ikincil mi?
      • Bedensel Duyumlar: Bedeninde ne oluyor? (Boğazı mı düğümleniyor, midesi mi kasılıyor, omuzları mı çöküyor, göğsünde bir baskı mı hissediyor, elleri mi terliyor?) Beden, aklın unuttuğunu veya bastırdığını hatırlar.
      • Kendisiyle İlişkisi: Hikayeyi anlatırken kendine nasıl davranıyor? (Kendini mi eleştiriyor – “ne kadar aptalım”, kendini mi çaresiz görüyor – “elimden bir şey gelmez”, kendini mi kurbanlaştırıyor?) Bu, onun içsel diyaloglarını ve benlik durumlarını ortaya çıkarır.
    • Örnek: Danışan patronuyla tartışmasını (içerik) anlatırken, terapist onun sıkılmış yumruğunu ve kasılmış çenesini (süreç) fark eder.
    • Müdahale: Terapist, ‘…O sıkılmış yumruğun içinde çok fazla enerji olduğunu görüyorum. O yumruk, şu anda neyi korumaya veya ne için savaşmaya çalışıyor?’ diye sorarak odağı sadece eylemden (ne derdi?) altta yatan ihtiyaca (neyi koruyor?) taşır.

3. Temel İlişki Kurma Becerileri

  • Empatik Yansıtma: Danışanın söylediklerini ve hissettiklerini, kendi kelimelerinizle, anladığınız şekliyle ona geri bildirmektir.
    • Basit Yansıtma: “Yani patronunuzun davranışı sizi hayal kırıklığına uğrattı.” (Anlaşıldığını hissettirir.)
    • Derinleştirici Yansıtma: “Sanki onca çabanızın görülmediğini, emeğinizin hiçe sayıldığını ve bunun sizi derinden incittiğini hissediyor gibisiniz.” (Deneyimin özünü yakalar ve danışanın kendini daha derinden anlamasını sağlar.)
  • Empatik Keşif: Danışanın deneyimini daha da açması için meraklı ve davetkâr sorular sormaktır. Amaç bilgi toplamak değil, deneyimi derinleştirmektir.
    • “Bu ‘sıkışmışlık’ hissi nasıl bir şey?”
    • “Bedeninizin neresinde hissediyorsunuz bunu en çok?”
    • “Bu duyguya biraz daha yakından baksak, içinde ne görürdük? Bir renk, bir şekil, bir doku gibi mi?”
    • “Bu duygunun size fısıldadığı bir mesaj var mı?”

Klinik İçin Özet

  • İşiniz hikayeyi çözmek değil, hikaye anlatılırken ortaya çıkan duygusal süreci yakalamak ve aydınlatmaktır.
  • En iyi aracınız, tekniğiniz değil, yargılamayan, meraklı ve şefkatli varlığınızdır. Bu varlık, kendi başına bir müdahaledir.
  • Güvenli bir ilişki kurmadan derin duygusal çalışmaya girmeye çalışmayın. Önce zemini sağlamlaştırın, acele etmeyin.
  • Danışanınızın duygusundan korkmayın. Sizin korkmamanız, onun da korkmaması için en büyük adımdır. Sizin regüle olmuş sinir sisteminiz, onun için bir çapadır.
  • Kendi içsel sürecinizin farkında olun. Danışanın hikayesi sizde ne uyandırıyor? Bu bilgi, hem kör noktalarınızı fark etmek hem de ilişkiyi derinleştirmek için bir araç olabilir.

Modül 3: Duyguları Anlama ve Değerlendirme

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, terapiste, danışanın anlattığı hikayelerin içinde, müdahale için en doğru anları ve en verimli noktaları nasıl tespit edeceğini öğretir. Terapisti pasif bir dinleyiciden, duygusal sürecin izini süren aktif bir “işaretçi avcısına” dönüştürür. Bu, “duygular hakkında konuşmaktan”, doğrudan “duygularla çalışmaya” geçişin temelini oluşturur. Bu modül, terapistin en önemli sorusu olan “Ne zaman ve nereye müdahale etmeliyim?” sorusunun cevabıdır ve terapötik değişimin nerede başlayacağını gösteren bir yol haritası sunar.

1. Duygusal Farkındalığı Derinleştirmek

Danışanlar genellikle duygularını ya çok belirsiz (“kötü hissediyorum”, “garip bir his var”) ya da çok bilişsel (“stresli olduğumu düşünüyorum”, “mantıken üzülmemem lazım”) bir şekilde ifade ederler. Görevimiz, bu belirsizliği ve entelektüel mesafeyi ortadan kaldırıp, onu somut, bedensel ve hissedilir bir deneyime dönüştürmektir.

  • Odaklanma (Focusing) Tekniğine Giriş: Bu, danışanı zihnindeki anlatılardan, o sürekli tekrar eden hikaye döngülerinden çıkarıp bedenindeki “hissedilen duyuma” (felt sense) yönlendirme sanatıdır.
    • Hissedilen Duyum Nedir?: Bu, basit bir fiziksel histen (ağrı gibi) daha fazlasıdır. Kelimelere dökülmesi zor, bütünsel, bir duruma veya anıya dair bedenin verdiği karmaşık bir tepkidir. Başlangıçta belirsiz bir “şey” gibidir; bir radyo istasyonunu ararken duyulan cızırtı gibidir. Ancak dikkatimizi ona yönelttiğimizde, bu cızırtı netleşir ve anlamlı bir sinyale dönüşür.
    • Amaç: Duyguyu düşünmekten, duyguyu hissetmeye geçişi sağlamaktır. Zihnin savunma mekanizmalarını (rasyonalizasyon, entelektüalizasyon) nazikçe aşarak, duygunun ham, işlenmemiş ve en otantik haline, yani bedende depolanan bilgisine ulaşmaktır.
    • Kilit Sorular:
      • “Tüm bunları anlattığınızda, bedeninizde neler oluyor? Fark ettiğiniz bir his, bir duyum var mı?”
      • “Bu ‘sıkıntı’ hissi bedeninizin tam olarak neresinde? Göğsünüzde mi, midenizde mi, boğazınızda mı?”
      • “O hisle bir an kalabilir misiniz? Sadece fark ederek, onu değiştirmeye veya ondan kurtulmaya çalışmadan. Ona sadece biraz alan açsak…”
      • “Eğer o hisse bir isim verecek olsanız, ne olurdu? ‘Ağırlık’ mı, ‘boşluk’ mu, ‘düğüm’ mü?”
      • “O hissin size fısıldadığı bir kelime var mı? Size ne anlatmaya çalışıyor olabilir?”

2. Terapötik İşaretçiler (Markers): Müdahaleye Davet

İşaretçiler, danışanın konuşmasında, altta yatan maladaptif duygusal şemalarının yüzeye çıktığı ve terapötik çalışma için olgunlaştığı kritik anlardır. Bunlar, değişimin kapısını aralayan terapötik “portallar”dır. Bu anları tanımak, DOT’un temel becerisidir.

A. Kendini Eleştirel Bölme (Self-Critical Split)

  • Tanım: Danışanın, benliğinin bir parçasının diğer parçasını acımasızca eleştirdiği, yargıladığı, utandırdığı veya aşağıladığı anlardır. Sanki içinde bir “içsel zorba” ve bir “sessiz kurban” vardır.
  • Nasıl Tanınır? Danışanın kendine yönelik sert, acımasız ve genellemeci ifadeler kullanmasıyla:
    • “Ne kadar aptalım! Bunu nasıl düşünemedim?”
    • “Ben tam bir başarısızım. Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum.”
    • “Neden bu kadar hassasım? Kendimden nefret ediyorum.”
    • “Yine kendini sabote ettin, sen beceriksizin tekisin.
  • Anlamı: Bu, genellikle içselleştirilmiş bir ebeveyn, öğretmen veya toplumsal sesin (eleştiren taraf), kişinin otantik, kırılgan benliğine (deneyimleyen taraf) saldırdığı bir içsel çatışmadır. Bu sürekli iç savaş, kişinin enerjisini tüketir, depresyon ve anksiyetenin temel motorudur. Eleştiren taraf genellikle kötü niyetli değildir; amacı kişiyi gelecekteki bir hayal kırıklığından veya reddedilmeden korumaktır, ancak bunu çok yıkıcı bir yolla yapar.
  • Davet Ettiği Müdahale: Çift Sandalye Tekniği. Bu işaretçi, bu iki parçayı sandalyelerde somutlaştırıp konuşturmak için mükemmel bir kapı aralar. Amaç, bu iki parçanın birbirini duymasını sağlamak ve aralarında yeni, daha şefkatli bir ilişki kurmaktır.

B. Bitmemiş İş (Unfinished Business)

  • Tanım: Danışanın, geçmişteki önemli bir kişiyle (genellikle bir ebeveyn, eski eş, kaybedilen biri) olan çözülmemiş duygusal meselelerinin şimdiki zamanda hala aktif olması ve danışanın hayatını etkilemesidir.
  • Nasıl Tanınır? Danışan o kişiden veya olaydan bahsederken belirgin bir duygusal ve bedensel tepki verir:
    • Ses tonu aniden değişir (titrer, kısılır, sertleşir, çocuksu bir tona bürünür).
    • Gözleri dolar veya öfkeyle parlar; bakışları uzaklara dalar.
    • Bedeni kasılır (çene, omuzlar, yumruklar) veya çöker.
    • “Keşke ona şunu söyleyebilseydim…”, “Ona hakkımı helal etmiyorum,” gibi ifadeler kullanır.
    • Sanki o kişi hala oradaymış gibi bir “canlılık” ve yoğunluk vardır anlatımda. Olay dün yaşanmış gibidir.
  • Anlamı: Geçmişteki o ilişkiye ait duygusal enerji (öfke, yas, sevgi, hayal kırıklığı, suçluluk) bedende ve sinir sisteminde sıkışıp kalmıştır. Bu, arka planda sürekli çalışan ve sistem kaynaklarını tüketen bir bilgisayar programı gibidir. Sinir sistemi, bu duygusal döngüyü tamamlamaya çalışır, bu yüzden kişi benzer ilişki kalıplarını tekrar eder veya o anıya takılıp kalır.
  • Davet Ettiği Müdahale: Boş Sandalye Tekniği. Bu işaretçi, o kişiyi sembolik olarak boş bir sandalyeye oturtup, söylenmemiş sözleri söylemek, sıkışmış duyguyu boşaltmak ve o duygusal döngüyü tamamlamak için güçlü bir fırsat sunar.

C. Problem Tepiselliği (Problematic Reaction)

  • Tanım: Danışanın bir duruma verdiği duygusal tepkinin, durumun kendisiyle bariz bir şekilde orantısız olduğu, kafa karıştırıcı ve genellikle danışanın kendisinin de anlamlandıramadığı anlardır.
  • Nasıl Tanınır?
    • “Neden bu kadar öfkelendiğimi anlamıyorum. Sadece küçük bir şeydi.”
    • “Biliyorum, ağlanacak bir şey değil ama kendimi durduramıyorum. Sanki içimde bir baraj yıkıldı.”
    • “Partnerimin o sözü beni mahvetti, günlerdir aklımdan çıkmıyor. Neden bu kadar etkilendiğimi bilmiyorum.”
  • Anlamı: Bu, yüzeydeki olayın (içerik), altta yatan daha derin, hassas ve genellikle unutulmuş bir birincil uyumsuz duyguya (süreç) dokunduğunu gösterir. Küçük bir olay, eski bir yarayı kanatmıştır. Bu, “duygusal bir çıra yakma” (emotional kindling) gibidir; küçük bir kıvılcım (şimdiki olay), yıllardır birikmiş kuru odun yığınını (geçmişteki acı) bir anda alevlendirir. Danışanın tepkisi kıvılcıma değil, bütün o yangınadır.
  • Davet Ettiği Müdahale: Empatik Keşif. Terapistin ilk görevi, tepkinin yoğunluğunu yargılamadan onaylamaktır (“Bu sizin için çok güçlü bir tepki oldu, ne kadar sarsıcı olduğunu görüyorum”). Ardından, alttaki yaraya doğru bir keşif başlatılır: “Bu duygunun size bu kadar tanıdık gelmesi ilginç. Bu ‘değersizlik’ hissi, size geçmişten başka bir anıyı hatırlatıyor mu?”

Klinik İçin Özet

  • Gözünüz ve kulağınız işaretçilerde olsun. Danışanın ne anlattığından çok, onu nasıl anlattığına, bedeninin ne söylediğine ve kendine nasıl davrandığına odaklanın.
  • İşaretçiler birer problem değil, birer fırsattır. Onlar, değişimin başlayacağı yerler, duygusal şemaların kendilerini gösterdiği anlardır.
  • Kendini Eleştirel Bölme gördüğünüzde, aklınıza İki Sandalye ve içsel bir barış müzakeresi gelsin.
  • Bitmemiş İş gördüğünüzde, aklınıza Boş Sandalye ve tamamlanmamış bir vedalaşma veya hesaplaşma gelsin.
  • Problem Tepiselliği gördüğünüzde, aklınıza “Bu neyin belirtisi?” sorusu ve alttaki eski yarayı keşfetme daveti gelsin.
  • Her işaretçiye hemen müdahale etmek zorunda değilsiniz. Bazen sadece fark edip not almak ve doğru zamanı, yani terapötik ittifakın en güçlü olduğu anı beklemek en iyisidir. Zamanlama, müdahalenin kendisi kadar önemlidir. Terapistin görevi, danışanı boğmadan, onun hızına ve güvenliğine saygı duyarak bu portallardan geçmesine rehberlik etmektir.

Modül 4: Temel Müdahaleler I – Takip ve Keşif

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, terapiste, danışanın içsel deneyimini, onu yönlendirmeden, analiz etmeden veya prematüre bir şekilde çözmeye çalışmadan nasıl derinleştireceğini öğretir. Modül 3’te tespit edilen “işaretçiler” bulunduğunda, hemen büyük müdahalelere geçmek yerine, süreci nazikçe takip etmenin ve keşfetmenin temelini atar. Bu, danışana kendi iç dünyasının uzmanı olma gücünü veren, en temel ve en sık kullanılan DOT becerisidir. Bu modül, bir “şey yapma” baskısından kurtulup, “süreçle birlikte olma” sanatını öğretir.

1. Terapistin Duruşu: Liderlikten Takipçiliğe Geçiş

Bu modüldeki müdahalelerin özü, terapistin duruşundaki köklü bir değişimdir. Terapist, bir adım geriye çekilir, “uzman” şapkasını çıkarır ve liderliği danışanın kendi içsel bilgeliğine, yani organizmik bilgeliğine bırakır.

  • Meraklı Bilmezlik (Curious Not-Knowing):
    • Tanım: Terapist, danışanın deneyimi hakkında bir uzman olmadığını, her danışanın iç dünyasının biricik ve keşfedilmemiş bir coğrafya olduğunu kabul eder. “Bunun altında şu var,” demek veya bir teşhis koymak yerine, “Bu his nasıl bir şey acaba? Senin dünyanda bu ne anlama geliyor?” diye sorar.
    • İşlevi: Bu duruş, terapistin kendi teorilerini, varsayımlarını veya önyargılarını danışana yansıtmasını engeller. Danışanı, kendi deneyiminin en yetkin uzmanı olarak konumlandırır ve onu güçlendirir. Danışan, terapistin boş bir tuvaline kendi resmini çizmeye davet edilir. Bu, terapötik ilişkinin hiyerarşik yapısını kırar ve daha işbirlikçi bir ortaklık kurar.
  • Süreçle Kalmak:
    • Tanım: Terapist, bir sonraki adımı planlama, bir çözüme ulaşma veya danışanın acısını bir an önce dindirme arzusunu bilinçli olarak bir kenara bırakır. Tek amacı, o anda ortaya çıkan duygusal ve bedensel süreci anbean takip etmektir.
    • İşlevi: Bu, terapistin kendi ‘çözme’ kaygısına kapılmadan, belirsizliğin içinde danışanla birlikte kalabilme kapasitesidir. Bu pasif bir bekleyiş değil, danışanın deneyimine yapılan aktif bir tanıklıktır. Terapistin bu sakin ve aceleci olmayan duruşu, danışana şu güçlü mesajı verir: “Bu zor duygunun içinde kalınabilir. Ondan hemen kaçmak veya onu yok etmek zorunda değiliz. Bu duygu, ne kadar rahatsız edici olursa olsun, tolere edilebilir.” Bu, kendi başına derin bir düzeltici duygusal deneyimdir.

2. Odaklanma (Focusing): Bedendeki Bilgeliğe Ulaşmak

Odaklanma, DOT’un temel taşıdır. Danışanı zihnindeki hikayelerden, o sürekli tekrar eden ve genellikle savunmacı olan anlatılardan çıkarıp, bedenin taşıdığı örtük, bütünsel bilgiye yönlendirir.

  • Hissedilen Duyum (Felt Sense):
    • Tanım: Bu, bedenin bir duruma veya anıya verdiği, kelimelere dökülmesi zor, bütünsel bir tepkidir. Başlangıçta belirsizdir (“içimde bir tuhaflık var”, “karnımda bir sıkıntı var”). Bu, basit bir fiziksel histen daha fazlasıdır; içinde duygu, düşünce ve anıların bir karışımını barındırır. Göğüste bir vızıltı, midede bir oyukluk, başta sıkı bir bant veya uzuvlara yayılan bir sıcaklık gibi hissedilebilir. Bu, bedenin bir durum hakkındaki, mantık öncesi ve kelimeler öncesi özetidir.
    • Önemi: Zihin unutabilir, çarpıtabilir veya inkâr edebilir, ancak beden deneyimi ham haliyle depolar. Hissedilen duyuma ulaşmak, duygunun en otantik ve işlenmemiş kaynağına ulaşmak demektir.
  • Odaklanmaya Davet Etme:
    1. İzin Almak ve Zemin Hazırlamak: “İsterseniz bir anlığına duralım ve bu anlattığınız şeyin içinizde, bedeninizde nasıl bir iz bıraktığına birlikte bakalım mı? Acele etmeden, sadece bir merakla…”
    2. Yönlendirme: “Tüm bu konuyu (örn: işteki stres, eşinizle olan tartışma) bedeninize getirdiğinizde, bu durumun tamamı bedeninizde nasıl bir his yaratıyor? Bu hissin merkezini nerede hissediyorsunuz?”
    3. Hisse Alan Açmak ve Karşılamak:Klinik Not: Eğer danışan bedensel bir duyum bulmakta zorlanırsa (‘hiçbir şey hissetmiyorum’), bu bir direnç değil, genellikle bedenden kopukluğun bir işaretidir. ‘Sorun değil, sadece bir an nefesinize odaklanalım’ gibi nazik yönlendirmelerle baskıyı azaltın. “O hissi fark ettiğinizde, sadece merhaba deyin ona. Onu değiştirmeye, analiz etmeye veya ondan kurtulmaya çalışmadan, sadece var olmasına izin verin. Sanki o, size bir şey anlatmaya gelmiş bir misafir gibi…”

3. Empatik Keşif: Deneyimi Zenginleştirmek

Danışan, bedensel bir hisse (hissedilen duyuma) odaklandığında, terapist bu deneyimi derinleştirmek için keşif sürecini başlatır. Amaç, analiz etmek değil, deneyimin kendisini daha canlı, daha somut ve daha zengin hale getirmektir.

  • Keşif Sorularının Özellikleri:
    • Açık Uçludurlar: “Evet/Hayır” cevabı almazlar.
    • Deneyime Yöneliktirler: “Neden?” diye sormazlar, “Nasıl bir şey?” diye sorarlar. “Neden” sorusu zihni ve savunmaları harekete geçirirken, “nasıl” sorusu deneyimde kalmayı teşvik eder.
    • Davetkârdırlar: “Biraz daha yakından baksanız…”, “Sanki…”, “Acaba…” gibi yumuşak ve olasılık içeren bir dil kullanırlar.
  • Etkili Keşif Soruları Örnekleri:
    • Hisle İlgili (Deneyimi Somutlaştırma):
      • “O ‘ağırlık’ hissi nasıl bir ağırlık? Sabit mi, yoksa hareket ediyor mu? Kenarları keskin mi, yoksa belirsiz mi?”
      • “Bir dokusu, bir sıcaklığı veya soğukluğu var mı?”
      • “Eğer hareket etseydi, nasıl hareket ederdi? Yavaşça mı, yoksa zonklayarak mı?”
    • Sembolleştirme ile İlgili (Dile Getirilemeyeni Görselleştirme):
      • “O hisse bir resim veya bir metafor gelseydi, ne olurdu?” (Örn: “Bir duvar gibi,” “Bir girdap gibi,” “Kırık bir cam gibi.”)
      • “O duvar neyden yapılmış? Tuğladan mı, buzdan mı? Ne kadar yüksek?”
      • “Bir rengi olsaydı, ne renk olurdu? Parlak mı, soluk mu?”
    • Anlamı Dokumak (Şemaya ve İhtiyaca Ulaşma):Bu sorular, histen anlama doğru bir köprü kurar ve genellikle altta yatan temel inançlara ve karşılanmamış ihtiyaçlara kapı aralar.
      • “Bu hissin en kötü yanı ne? Bu hissin içinde olmanın en dayanılmaz tarafı ne?” (Bu soru, genellikle alttaki temel korkuyu veya acıyı ortaya çıkarır.)
      • “Eğer konuşabilseydi, size en çok neyi söylemeye ihtiyacı olurdu?”
      • “Bu his size neyi hatırlatıyor? Size ne kadar tanıdık geliyor? Geçmişten bir yankı gibi mi?”
      • “Bu hissin size söylediği en acımasız yalan ne?” (Bu, doğrudan temel maladaptif inanca ulaşabilir.)

4. Sembolleştirmenin Gücü: Soyutu Somut Yapmak

Danışanın belirsiz bir hisse bir isim, bir renk veya bir imge vermesi (sembolleştirmesi), terapötik olarak çok güçlüdür.

  • Mesafelenme ve Gözlemci Benlik: “Kötü hissediyorum” demekle, “Göğsümde oturan gri, soğuk bir taş var,” demek arasında büyük fark vardır. İkincisi, danışanın duyguyla özdeş olmaktan çıkıp, ona dışarıdan bakabilen bir “gözlemci benlik” pozisyonuna geçmesini sağlar. Danışan artık fırtınanın içinde savrulan bir yaprak değil, fırtınayı güvenli bir sığınaktan izleyen bir gözlemci haline gelir. Bu, duygunun eziciliğini azaltır ve onu yönetilebilir bir “nesneye” dönüştürür.
  • Anlam Yaratma ve Derinleştirme: Sembol, duygunun taşıdığı örtük, karmaşık anlamı ortaya çıkarır. “Taş” metaforu, bir ağırlığı, bir hareketsizliği, bir katılığı, söylenmemiş sözleri veya donmuş bir yası ifade edebilir. “Bu taş ne zamandır orada?” veya “Bu taşı oraya kim koydu?” gibi sorular, sembol üzerinden doğrudan duygusal şemanın kökenine inebilir.
  • Müdahaleye Zemin Hazırlama: “Göğsündeki o taşla konuşmak ister misin?” demek, “Kötü hissinle konuşmak ister misin?” demekten çok daha kolay, daha az tehdit edici ve daha etkilidir. Sembol, daha sonraki sandalye çalışmaları gibi eylemsel müdahaleler için somut bir köprü görevi görür. “O taşı oraya koyan kişiye (boş sandalye) ne söylemek istersin?” gibi bir müdahale, sembol sayesinde mümkün hale gelir.

Klinik İçin Özet

  • Acele Etmeyin: Danışanın deneyimini hemen “çözmeye” veya “etiketlemeye” çalışmayın. Önce onunla birlikte o deneyimin içinde kalın. Sessizlikten korkmayın; en derin keşifler genellikle sessizlik anlarında yapılır.
  • Bedenin Bilgeliğine Güvenin: Zihin savunmacı olabilir ama beden yalan söylemez. Danışanı bedenine yönlendirmek, genellikle en kestirme ve en dürüst yoldur.
  • “Neden?” Sorusundan Kaçının: “Neden böyle hissediyorsun?” sorusu, danışanı deneyiminden uzaklaştırarak kendini haklı çıkarmaya veya entelektüel bir analiz yapmaya iter. Bu, genellikle savunmacı bir duruşu tetikler ve duygusal süreci durdurur. “Bu his nasıl bir his?” sorusu ise sağ yarımküreyi (duygu, imgelem, bedensel deneyim) aktive eder. Bizim amacımız sağ yarımkürede kalmaktır.
  • Takip Et, Yönlendirme: Bu, bir dansa benzer. Adımları önceden belirlemezsiniz; partnerinizin hareketini hisseder ve o anda ona uyum sağlarsınız. Danışan liderlik eder, siz takip eder ve desteklersiniz. Onun getirdiği metaforları ve kelimeleri kullanın. O “taş” diyorsa, siz de “taş” deyin, “baskı” demeyin. Onun dilini konuşun.
  • Sürecin Kendisine Güvenin: Bu modüldeki beceriler, tek başlarına bile bir seansı dönüştürebilir. Her zaman büyük, dramatik müdahalelere ihtiyaç yoktur. Bazen en derin şifa, sadece bir duygunun, belki de yıllardır ilk defa, gerçekten görülmesi, duyulması ve anlaşılmasıyla gelir.

Modül 5: Temel Müdahaleler II – Sandalye Çalışmaları

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, Duygu Odaklı Terapinin en güçlü ve eyleme yönelik müdahaleleri olan İki Sandalye ve Boş Sandalye tekniklerini öğretir. Amaç, danışanın içsel çatışmalarını ve bitmemiş işlerini sadece “hakkında konuşmaktan” çıkarıp, “şimdi ve burada” deneyimleyerek ve canlandırarak dönüştürmesini sağlamaktır. Bu teknikler, soyut içsel diyalogları somut, bedensel ve görünür bir hale getirerek, beynin duygusal merkezinde derin ve kalıcı bir yeniden yapılanma sağlar.

1. Sandalye Çalışmalarının Arkasındaki Mantık: Neden Sandalyeler?

Sandalye çalışmaları, sadece bir “rol yapma” egzersizi değildir. Beynin ve bedenin bilgiyi işleme biçimini temel alan, derinlemesine terapötik bir süreçtir.

  • Dışsallaştırma (Externalization): İçimizdeki sesleri (örn: “eleştiren ses”) veya önemli kişilere dair zihinsel temsilleri sandalyelere oturtmak, onları kendimizin bir parçası olarak ama aynı zamanda bizden ayrı olarak görmemizi sağlar. “Ben tembelim” demek yerine, “İçimdeki bir parça bana tembel olduğumu söylüyor” demek, muazzam bir fark yaratır. Bu, duyguyla boğulmak yerine onunla ilişki kurmamıza, onu gözlemlememize ve onunla müzakere etmemize olanak tanır. Bize, duygunun kendisi olmadığımızı, duyguyu deneyimleyen olduğumuzu hatırlatır.
  • Somutlaştırma ve Eyleme Dökme (Embodiment & Enactment): Sadece düşünmek veya konuşmak yerine, danışan bedeniyle de sürece katılır. Sandalyeler arasında fiziksel olarak hareket etmek, farklı duruşlar almak (eleştiren sandalyede daha dik ve katı, deneyimleyen sandalyede daha çökük ve savunmasız), ses tonunu değiştirmek, duygusal deneyimi çok daha derin ve bütünsel bir seviyede aktive eder. Bu, beynin sadece dil merkezini değil, aynı zamanda motor korteksi, hafızayı ve duygusal merkezleri (amigdala, insula) de harekete geçirir. Duygu, bedende “canlanır” ve bu da dönüşümü daha kalıcı kılar.
  • Farklı Benlik Parçalarını Ayrıştırma: Özellikle içsel çatışmalarda, farklı parçaların (örn: “isteyen taraf” ve “engelleyen taraf”, “mantıklı taraf” ve “duygusal taraf”) ihtiyaçlarını ve seslerini net bir şekilde duymayı sağlar. Genellikle bu parçalar zihnimizde bir gürültü yumağı halindedir. Sandalyeler, bu gürültüyü ayrıştırarak her bir sesin ne söylediğini, ne hissettiğini ve neye ihtiyacı olduğunu netleştirir.

2. Çift Sandalye Tekniği: İçsel Çatışmayı Çözmek

  • Hedef İşaretçi: Kendini Eleştirel Bölme (Self-Critical Split).
  • Amaç: Kişinin içindeki “eleştiren/zorba” taraf ile “eleştirilen/kurban” taraf arasındaki yıkıcı diyaloğu, şefkatli ve anlayışlı bir müzakereye dönüştürmektir. Nihai amaç eleştirmeni yok etmek değil, onun altındaki (genellikle koruyucu) niyeti anlamak, onu dönüştürmek ve deneyimleyen tarafın sesini, gücünü ve öz-şefkatini artırmaktır.

Süreç Adımları:

  1. Kurulum: Terapist, “kendini eleştirel bölme” işaretçisini yakaladığında, süreci nazikçe tanıtır: “Sanki içinizde iki farklı ses konuşuyor gibi. Biri sizi çok sert eleştiriyor, diğeri ise bu eleştiriyi duyup inciniyor. Bu iki sesi, daha net duyabilmek için iki ayrı sandalyede konuşturmayı denemek ister misiniz? Bu, onların ne dediğini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.”
  2. Parçaları Tanımlama: Bir sandalyeye “Eleştiren Taraf” (Critic), diğerine “Deneyimleyen Taraf” (Experiencer) adı verilir. Danışana bu parçaların özelliklerini sormak süreci zenginleştirir: “Bu eleştiren ses kimin gibi konuşuyor? Tonu nasıl? Deneyimleyen taraf kendini kaç yaşında hissediyor?”
  3. Diyaloğu Başlatma: Genellikle eleştiren sandalyeden başlanır çünkü bu ses genellikle daha baskın ve yüzeydedir. Danışandan o sandalyeye oturup, eleştiren tarafın duruşunu (daha dik, sert, belki kollarını kavuşturmuş) ve ses tonunu benimseyerek diğer (boş) sandalyedeki deneyimleyen tarafa konuşması istenir. (“Sen tembelsin, hiçbir şeyi başaramayacaksın! Yine herkesi hayal kırıklığına uğrattın!”).
  4. Rol Değiştirme (Shuttling): Danışan, deneyimleyen tarafın sandalyesine geçer. Bu kez o eleştiriyi duyan taraf olarak, o eleştirinin kendisinde yarattığı hissi (incinme, üzüntü, çaresizlik, küçülme, öfke) ve bedensel duyumları ifade eder. (“Bunu duymak beni çok üzüyor, sanki nefesim kesiliyor ve küçücük kalıyorum. Omuzlarım çöküyor.”).
  5. Süreci Derinleştirme: Terapist, bu diyalogda kolaylaştırıcıdır ve süreci derinleştirmek için odaklı sorular sorar:
    • Eleştirene Yönelik: “Onu bu kadar sert eleştirerek onu neyden korumaya çalışıyorsun? Eğer onu eleştirmezsen, en çok ne olmasından korkuyorsun?” (Bu, genellikle eleştirenin altındaki “rezil olmaktan”, “reddedilmekten”, “başarısız olmaktan” gibi temel korkuları ve koruyucu niyeti ortaya çıkarır). “Ona bu şekilde davranmayı kimden öğrendin?”
    • Deneyimleyene Yönelik: “Bu eleştiriyi duyduğunda en çok neye ihtiyacın oluyor? O eleştiren taraftan ne istemek istersin?” (Bu, deneyimleyen tarafın ihtiyacını -anlayış, şefkat, destek- ve hakkını savunmasını teşvik eder). “Ona ‘Bana böyle davranmayı bırak!’ diyebilir misin? ‘Senin bu sertliğine değil, desteğine ihtiyacım var’ diyebilir misin?”
    • Klinik İpucu: Deneyimleyen taraf sessiz kalırsa veya “bilmiyorum” derse, terapist “Bu eleştiri o kadar ağır ki sesini kısıyormuş gibi geliyor” veya “Sanki konuşmaya hakkın olmadığına inanmışsın gibi” şeklinde empatik tahminlerle süreci canlandırabilir.
  6. Yumuşama ve Entegrasyon: Diyalog ilerledikçe, eleştiren tarafın sesi yumuşar, niyeti anlaşılır hale gelir ve koruyucu bir müttefike dönüşmeye başlar. Deneyimleyen taraf güçlenir, kendi ihtiyacını ifade eder ve kendine şefkat göstermeye başlar. Amaç, bir tarafın kazanması değil, iki tarafın da birbirini duyduğu, anladığı ve birlikte çalıştığı, daha şefkatli ve entegre bir içsel ilişkinin kurulmasıdır. Bu, danışanın artık kendine zorbalık yapmak yerine, kendine ebeveynlik yapmaya başlamasıdır.

3. Boş Sandalye Tekniği: Bitmemiş İşleri Tamamlamak

  • Hedef İşaretçi: Bitmemiş İş (Unfinished Business).
  • Amaç: Danışanın, geçmişteki önemli bir kişiyle olan tamamlanmamış duygusal döngüsünü (öfke, yas, sevgi, affetme) şimdiki zamanda tamamlayarak, o sıkışmış enerjiyi serbest bırakmasını ve o kişinin üzerindeki gücünü geri almasını sağlamaktır.

Süreç Adımları:

  1. Kurulum: Terapist, “bitmemiş iş” işaretçisini yakaladığında, “Sanki babanıza hala söylemek istediğiniz çok şey var gibi. Onu bu boş sandalyeye oturttuğumuzu hayal etsek ve siz de yıllardır içinizde ne varsa, en sansürsüz haliyle ona söyleseniz, bu nasıl olurdu?” diye sorar.
  2. Duyguyu İfade Etme: Danışan, karşısındaki boş sandalyede o kişiyi hayal ederek, yıllardır içinde tuttuğu her şeyi ifade eder. Bu sadece öfke olmak zorunda değildir; hayal kırıklığı, suçlama, üzüntü, sevgi, özlem, minnettarlık gibi tüm duygu yelpazesini içerebilir. Terapist, danışanı duygusunun en derin ve en otantik ifadesine ulaşması için teşvik eder: “Daha fazlası var mı? Bırakın içinizden gelsin.”
  3. İhtiyacı Dile Getirme: Duygusal boşalımdan sonra, terapist danışanı altta yatan karşılanmamış ihtiyacı ifade etmeye yönlendirir. Bu, danışanı kurban rolünden çıkarıp kendi ihtiyacının sorumluluğunu almaya taşır. “Ondan neye ihtiyacınız vardı? Bir çocuk olarak ondan ne beklerdiniz, neyi hak ederdiniz?” (Örn: “Sadece beni görmene, benimle gurur duymana, bana ‘seninle gurur duyuyorum kızım’ demene ihtiyacım vardı.”).
  4. Rol Değiştirme (İsteğe Bağlı ama Güçlü): Danışandan, o kişinin sandalyesine geçip, tüm bu duyduklarından sonra o kişi olarak cevap vermesi istenir. Bu adımın birkaç olası sonucu vardır:
    • Danışan, o kişinin sınırlılıklarını ve neden farklı davranamadığını anlar, bu da bir tür empati ve kabullenmeye yol açabilir.
    • Danışan, o kişiden duymak istediği onarıcı cevabı (“Haklısın, seni ihmal ettim, özür dilerim”) kendi kendine verir, bu da derin bir şifa sağlar.
    • Danışan, o kişinin sandalyesinde oturduğunda, o kişinin bu cevabı asla veremeyeceğini fark eder. Bu acı verici ama özgürleştirici bir andır.
  5. Çözülme ve Kapanış: Danışan kendi sandalyesine döner. Bu adım, her zaman mutlu bir sonla veya bir affetmeyle bitmek zorunda değildir. Bazen en güçlü çözüm, o kişiden asla alınamayacak olanın (örneğin bir özrün veya sevginin) yasını tutarak o beklentiyi özgür bırakmaktır. Bu, acı verici ama kişiyi geçmişin esaretinden kurtaran bir kabulleniştir. Amaç, danışanın o kişiye olan duygusal bağımlılığını çözüp, enerjisini kendi şimdiki hayatına yönlendirerek yoluna devam etmesidir.

Klinik İçin Özet

  • Güvenlik Esastır: Sandalye çalışmaları çok yoğun duyguları ortaya çıkarabilir. Bu teknikleri kullanmadan önce danışanla sağlam bir terapötik ittifak kurduğunuzdan ve danışanın bu yoğunlukla başa çıkabilecek kaynaklara (örn: kendini yatıştırma becerileri) sahip olduğundan emin olun. Süreci her zaman yavaşlatabilir veya durdurabilirsiniz.
  • Terapist Sürecin Kolaylaştırıcısıdır: Göreviniz katı bir yönetmenlik yapmak değil, danışanın kendi içsel diyaloğunu güvenle sahneleyebilmesi için alanı tutmaktır. Ne zaman sandalye değiştirileceğine veya sürecin nasıl derinleştirileceğine dair öneriler sunarak akışa rehberlik edersiniz. Danışan içerikte kaybolduğunda, onu nazikçe sürece geri getirin.
  • Mükemmel Olmak Zorunda Değil: Bazen diyaloglar tıkanabilir veya danışan bir role girmekte zorlanabilir. Bu normaldir. Bu direncin kendisi de bir bilgidir. “Bu sandalyede oturmak zor geldi sanırım, burada olmak nasıl bir his?” diye sorarak direncin kendisiyle çalışabilirsiniz.
  • Beden Dilini Gözlemleyin: Danışanın sandalyelerdeki duruşu, ses tonu, nefesi ve jestleri, kelimelerden daha fazla bilgi verir. Bu bedensel değişimleri fark edin ve yansıtın. “Bu sandalyeye geçtiğinizde omuzlarınızın nasıl düştüğünü fark ettiniz mi?” demek, danışanın kendi beden farkındalığını artırır.
  • Her Zaman Topraklayarak Kapanış Yapın: Özellikle yoğun bir sandalye çalışmasından sonra, danışanı seanstan regüle olmuş bir şekilde uğurlamak esastır. Onu tekrar “şimdi ve burada”ya, odanın güvenliğine getiren topraklama egzersizleri (örneğin, ayaklarını yerde hissetmesini istemek) kullanın. Süreçte ortaya çıkan yeni anlayışı ve duyguyu özetleyerek seansı tamamlayın.

Modül 6: Duygusal Dönüşüm Süreci

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, Duygu Odaklı Terapinin nihai hedefini ve en temel mekanizmasını açıklar: kalıcı duygusal değişim. Önceki modüllerde öğrenilen becerilerin (ilişki kurma, keşif, sandalye çalışmaları) sadece duyguyu ortaya çıkarmak için değil, onu dönüştürmek için nasıl kullanıldığını anlamayı hedefler. Bu modül, “Peki, şimdi ne olacak?” sorusunun cevabıdır ve DOT’un neden sadece bir “boşalım” (katarsis) terapisi olmadığını, aksine derin bir nörobiyolojik yeniden yapılanma süreci olduğunu gösterir.

1. Değişimin Temel Prensibi: Duygu, Duyguyla Değişir

Bu, DOT’un en devrimci önermesidir ve onu birçok diğer yaklaşımdan ayırır.

  • Bilişsel Yaklaşımın Sınırı: Birçok terapi, acı veren bir duyguyu (örn: “değersizim”) mantıksal bir düşünceyle (“hayır, sen değerlisin, işte kanıtların…”) değiştirmeye çalışır. Bu, beynin mantık merkeziyle (prefrontal korteks) duygusal merkezini (limbik sistem) ikna etmeye çalışmak gibidir. Bu, bir fırtınanın ortasındayken birine “sakin ol, bu sadece hava durumu” demeye benzer. Kişi entelektüel olarak doğru olduğunu bilse de, fırtınanın yarattığı bedensel ve duygusal deneyimi değiştirmez. Genellikle geçici bir rahatlama sağlasa da, kökleşmiş duygusal şemaları değiştirmekte yetersiz kalır çünkü bu şemalar mantık dilini konuşmazlar.
  • DOT’un Formülü: Ateşi Ateşle Söndürmek: DOT’a göre, kökleşmiş bir birincil uyumsuz duygunun (maladaptive emotion) panzehiri, yine aynı derecede güçlü ve bedensel olarak hissedilen bir birincil uyuma yönelik duygudur (adaptive emotion). Bir yangını suyla değil, yangını boğacak başka bir kimyasal reaksiyonla söndürmek gibidir. Bu, beynin eski bir duygusal anıyı, yeni ve şifalı bir duyguyla yan yana deneyimleyerek “yeniden yazması” (memory reconsolidation) sürecidir. Eski yara izi yok olmaz, ama artık acı vermez; çünkü üzerine yeni ve sağlıklı bir doku örülmüştür.

2. Düzeltici Duygusal Deneyim (Corrective Emotional Experience)

Bu, dönüşümün gerçekleştiği anın adıdır. Sadece geçmişteki acıyı yeniden yaşamak (katarsis) değil, o acıya yeni ve şifalı bir duygusal tepki vermektir. Bu, geçmişte yalnızken yaşanan bir acının, bu kez güvenli bir terapötik ilişkide, yeni içsel kaynaklarla birlikte yeniden deneyimlenmesidir.

Dönüşümün Üç Adımı:

  1. Birincil Uyumsuz Duyguya Ulaşma: Terapist, danışanın en temel acısına, yarasına (utanç, terk edilme korkusu, değersizlik) ulaşmasına yardımcı olur. Sandalye çalışmaları bu acıyı “şimdi ve burada” güvenli bir şekilde aktive etmek için en güçlü araçtır. Danışan, “değersiz hisseden” o parçasıyla tam olarak temas eder. Bu, sadece o duyguyu hatırlamak değil, o duygunun bedensel ve duygusal gerçekliğini o anda yeniden hissetmektir.
  2. Panzehir Duyguyu Doğurma: Danışan, o acı veren duygunun tam içindeyken, terapist onu kendi iç kaynaklarından yeni bir duygu üretmeye davet eder. Terapist bu duyguyu vermez, sadece doğumuna ebelik yapar. Bunu, danışanın sağlıklı, gözlemleyen tarafına dönerek ve doğru soruları sorarak bu doğumu tetikler. Bu, danışanın daha önce hiç erişemediği veya erişmeye cesaret edemediği bir duygusal kaynağı keşfetmesidir. Bu, “Benim içimde bu güç, bu şefkat de mi varmış?” dediği aydınlanma anıdır.
  3. Eski Duyguyu Yeniden Yapılandırma: Yeni, şifalı duygu (örn: kendine şefkat) ortaya çıktığında, eski acı veren duygunun (örn: utanç) anlamı ve etkisi değişir. Utanç yok olmaz ama artık kişinin kimliğinin merkezinde değildir. Şefkat, utancı kucaklar ve yatıştırır. Danışan artık “utanç dolu bir insan” değildir; “içinde utanç hisseden ama aynı zamanda kendine şefkat gösterebilen bir insan” haline gelir. Bu, benlik algısında köklü bir değişimdir.

3. İki Ana Dönüşüm Patikası: Utanç ve Korkuyla Çalışmak

A. Utanç/Değersizlikten → Kendine Şefkat ve Sağlıklı Öfkeye

  • Problem: Danışan, kendini eleştiren tarafıyla yüzleştiğinde derin bir “ben kusurluyum, bozuğum” (utanç) hisseder. Utanç, kişiyi izole eder, küçültür ve saklanmaya iter. “Eğer gerçek beni görürlerse, beni terk ederler” inancını besler.
  • Dönüşüm Süreci:
    1. Acıya Ulaşma: İki sandalye çalışmasında, “deneyimleyen taraf” bu utancı ve acıyı tam olarak ifade eder: “Kendimi çok küçük ve kusurlu hissediyorum. Herkesin bana baktığını ve beni yargıladığını sanıyorum.”
    2. Panzehir Duyguyu Doğurma: Terapist, danışanın sağlıklı, yetişkin tarafına sorar: “Karşında duran bu acı çeken, utanmış parçana baktığında ona ne yapmak istersin? Onun neye ihtiyacı var?”
    3. Şefkatin Ortaya Çıkışı: Danışanın içinden genellikle bir şefkat tepkisi doğar: “Ona sarılmak, onun suçu olmadığını söylemek isterdim. O sadece bir çocuktu ve elinden gelenin en iyisini yapıyordu.” Bu, kendine yönelik şefkatin doğduğu andır. Terapist bu anı derinleştirir: “Hadi bunu yapalım. Elinizi kalbinize koyun ve o kelimeleri şimdi o parçanıza söyleyin.”
    4. Sağlıklı Öfkenin Ortaya Çıkışı: Terapist süreci derinleştirir: “Peki, ona bu şekilde hissettiren kişiye veya duruma (örn: onu sürekli eleştiren babasına) ne söylemek istersin? Onun onurunu korumak için ne demeye ihtiyacın var?” Buradan doğan “Kimsenin sana bunu yapmaya, seni küçük düşürmeye hakkı yoktu!” öfkesi, sağlıklı bir sınır koyma, kendini koruma ve onurunu geri kazanma duygusudur. Bu, kurbanlıktan çıkıp kişinin kendi onurunu ve değerini sahiplenmesine geçiştir.
  • Sonuç: Utancın izolasyonu, şefkatin bağlantısıyla; utancın küçültücülüğü ve pasifliği ise öfkenin gücüyle dönüşür. Danışan, artık utancından kaçmak yerine, ona şefkatle yaklaşmayı ve sınırlarını öfkeyle korumayı öğrenir.

B. Korku/Anksiyeteden → Kendini Yatıştırma ve Yasa

  • Problem: Danışan, terk edilme, başarısız olma gibi temel korkularıyla yüzleştiğinde ezici bir anksiyete ve çaresizlik hisseder. Bu, onu felç eder, risk almaktan ve yaşamaktan alıkoyar.
  • Dönüşüm Süreci:
    1. Acıya Ulaşma: Danışan, o en derin korkusuyla (örn: “yapayalnız kalacağım ve bununla başa çıkamayacağım”) temas eder. Bu korku, bedende bir titreme, nefes darlığı veya donakalma olarak hissedilir.
    2. Panzehir Duyguyu Doğurma: Terapist, danışanın sağlıklı, yetişkin tarafına sorar: “Bu dehşet içindeki parçana şimdi nasıl yardım edebilirsin? Onun en çok neye ihtiyacı var? Bir ebeveyn olarak ona ne söylerdin?”
    3. Kendini Yatıştırmanın Ortaya Çıkışı: Danışanın içinden, “Korkma, ben buradayım, seni bırakmayacağım. Bu his geçecek, birlikte atlatacağız,” gibi kendini yatıştıran bir ses doğar. Bu, dışarıdan bir güvence aramak yerine, içsel bir güven kaynağı, bir “içsel güvenli liman” yaratmaktır. Terapist bunu bedenselleştirmeyi teşvik eder: “Belki bir elinizi karnınıza koyarak bu sözleri söylemek istersiniz.”
    4. Yasın Ortaya Çıkışı: Bazen korku, altta yatan bir kaybın yasını tutmayı engeller. Danışan, o korkuyla kalabildiğinde, korkunun altındaki derin üzüntüye ulaşabilir. “Evet, yalnızım ve bu çok acı verici” diyerek o kaybın (örn: hiç sahip olamadığı güvenli bir aile) yasını tutmasına izin vermek, o boş umuttan vazgeçmektir. Yas tutmak, bir döngüyü tamamlar, enerjiyi serbest bırakır ve kişiyi şimdiki anın gerçeğine getirir.
  • Sonuç: Korkunun felç edici gücü, kendini yatıştırmanın sakinliğiyle ve merkezlenmesiyle; geleceğe yönelik anksiyete ise geçmişin yasını tutmanın getirdiği kabulleniş ve özgürleşmeyle dönüşür. Danışan, artık korkusundan kaçan biri değil, korkusunu yatıştırabilen ve hayatına devam edebilen biri haline gelir.

Klinik İçin Özet

  • Katarsis Hedef Değil, Araçtır: Duygusal boşalım önemlidir, ancak tek başına yeterli değildir. Boşalım, toprağı sürmek gibidir; asıl şifalı duygunun tohumunun ekilmesi için alan açar.
  • Terapist Bir “Duygu Ebesidir”: Sizin göreviniz, danışanın kendi içindeki şefkati, gücü ve bilgeliği doğurmasına yardımcı olmaktır. Cevapları vermeyin; cevabın doğacağı alanı yaratın ve doğru sorularla doğuma yardımcı olun. Danışan “Bilmiyorum” dediğinde, bu genellikle “Henüz hissetmeye hazır değilim” demektir. Sabırla bekleyin.
  • Dönüşüm Anını Yakalayın: Danışanın ses tonunda, duruşunda, yüz ifadesinde veya nefesinde bir “yumuşama” (softening) gördüğünüzde, bu genellikle dönüşümün başladığı andır. Bu anı fark edin ve vurgulayın: “Şu anda sesinizde bir değişiklik oldu, daha şefkatli bir ton duyuyorum. Bu nasıl bir his? Bedeninizde ne değişti?”
  • Yeni Anlamlar Yaratın: Duygusal dönüşüm, yeni bir anlatıyı da beraberinde getirir. Danışan, “Ben zayıf biriyim” anlatısından, “Zor zamanlar geçirdim, yaralar aldım ama aynı zamanda içimde inanılmaz bir şefkat ve güç kaynağına sahibim” anlatısına geçer. Bu yeni, güçlendirici ve daha bütünsel hikayeyi pekiştirmesine yardımcı olun.

Modül 7: Farklı Problemlere DOT Yaklaşımı

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, şimdiye kadar öğrenilen Duygu Odaklı Terapi modelini, depresyon, anksiyete ve travma gibi yaygın klinik problemlere nasıl uyarlayacağımızı öğretir. Amaç, tanı etiketlerinin ötesine geçerek, her bir tanının arkasında yatan temel duygusal süreçleri anlamak ve müdahaleleri bu süreçlere göre şekillendirmektir. Bu modül, terapisti bir “protokol uygulayıcısından”, farklı coğrafyalarda yolunu bulabilen, danışanın biricik duygusal haritasına göre rotasını çizen esnek bir “rehbere” dönüştürür.

1. Tanıların Ötesinde: Sürece Odaklanmak

DOT, tanıları birer “hastalık” olarak değil, altta yatan duygusal acıyla başa çıkmak için geliştirilmiş anlaşılır ama artık işlevsel olmayan hayatta kalma stratejileri olarak görür.

  • Tanı bir Etiket Değil, İpucudur: Bir danışanın “depresyon” tanısı alması, bize onun muhtemelen kendini eleştirel bölme ve umutsuzluk gibi ikincil duygularla mücadele ettiğini düşündürür. “Anksiyete” tanısı ise korkudan korkma döngüsüne işaret edebilir. Ancak bu sadece başlangıç noktasıdır. İki danışan da “depresyon” tanısı alabilir; birinin depresyonu, babasına karşı hiç ifade edemediği öfkeden kaynaklanırken, diğerininki annesinin kaybıyla ilgili hiç tutamadığı yastan kaynaklanıyor olabilir. Müdahalelerimiz bu iki danışan için tamamen farklı olacaktır.
  • Kişiyi Tedavi Et, Tanıyı Değil: Her danışanın depresyonu veya anksiyetesi biriciktir. Görevimiz, o kişinin özel duygusal sürecini anlamak ve müdahaleyi ona göre “terzi usulü” dikmektir. “Depresyon için ne yapılır?” diye sormak yerine, “Bu danışanın depresif sürecinin motoru nedir?” diye sorarız.

2. Depresyon ile Çalışmak: Donmuş Nehri Çözmek

  • DOT Perspektifi: Depresyon genellikle iki temel sürecin sonucudur:
    1. İçeri Dönmüş Öfke: Kişinin, haklı öfkesini dışarıya yöneltmek yerine kendine yönelttiği bir kendini eleştirel bölme süreci. Sürekli içsel eleştiri, yaşam enerjisini tüketir ve kişiyi çaresiz bırakır. Bu, kişinin kendi kendine uyguladığı bir zorbalıktır ve sonunda benliği yorgun düşürür.
    2. Donmuş Yas ve İncinmişlik: Geçmiş kayıplar, hayal kırıklıkları ve karşılanmamış ihtiyaçlardan kaynaklanan derin üzüntü ve incinmişlik duygularının bastırılması. Kişi, bu acıyla yüzleşmekten o kadar korkar ki, tüm duygusal sistemini kapatır. Bu bir “hissizlik” değil, duyguları bastırmak için muazzam enerji harcayan aktif bir “donma” halidir. Geriye boşluk, hissizlik ve umutsuzluk kalır.
  • Terapötik Görev: Terapistin görevi, donmuş nehrin kıyısında güvenli bir ateş yakmaktır. Bu ateş (terapötik ilişki), danışanın donmuş duygularının (öfke, yas) katman katman çözülmesine ve yaşam nehrinin yeniden akmasına izin verir.
  • Kullanılacak Araçlar:
    • İki Sandalye Tekniği: Kendini eleştirel bölme için en etkili araçtır. “Değersizsin” diyen eleştiren taraf ile bu eleştiriyi duyan “çaresiz” tarafı konuşturarak, içeri dönmüş öfkenin kaynağını ve işlevini ortaya çıkarır. Terapist, deneyimleyen tarafın, eleştirene karşı ilk defa sağlıklı bir öfke (“Bana böyle davranmaya hakkın yok!”) veya üzüntü (“Bana böyle davrandığında çok inciniyorum”) ifade etmesine yardımcı olur.
    • Boş Sandalye Tekniği: Danışanın, öfke veya hayal kırıklığı duyduğu kişiye (örn: ihmal eden ebeveyn) karşı duygularını ifade etmesini sağlayarak, sıkışmış enerjiyi serbest bırakır. Bu, özellikle depresyonu bir kayıp veya hayal kırıklığına tepki olarak gelişen danışanlar için kritik öneme sahiptir.

3. Anksiyete ile Çalışmak: Alarmın Sesini Dinlemek

  • DOT Perspektifi: Anksiyete, genellikle birincil bir duyguya (çoğunlukla korku) karşı geliştirilen ikincil bir tepkidir. Yani kişi, korkmaktan korkar hale gelir. Anksiyete, altta yatan daha derin bir tehdit veya kırılganlık hissini bastırmaya çalışan, sürekli çalan bir duman alarmı gibidir. Panik atak, bu alarmın en yüksek seviyede çalmasıdır. Kişi artık yangından değil, alarmın sesinden korkmaya başlar ve tüm hayatını alarmı susturmaya çalışarak geçirir.
  • Terapötik Görev: Terapistin görevi, danışanı sürekli çalan alarmı (ikincil anksiyete) susturmaya çalışmaktan vazgeçirip, onunla birlikte alarmın sesini dinlemeye davet etmektir. Amaç, alarmın işaret ettiği asıl ‘yangını’ (birincil korku) keşfetmek ve danışanın bu korkuyla kalabilme kapasitesini artırmaktır.
  • Kullanılacak Araçlar:
    • Odaklanma (Focusing): Danışanın, anksiyetenin bedensel duyumlarıyla (kalp çarpıntısı, nefes darlığı) savaşmak yerine onları merakla gözlemlemesini sağlar. Bu, “Ben anksiyete değilim, anksiyeteyi hisseden kişiyim” ayrımını yapmasına yardımcı olur. Bu, katastrofik düşüncelerden (içerik) uzaklaşıp, bedensel deneyime (süreç) dönmektir.
    • Empatik Keşif: “Bu kaygı eğer konuşabilseydi, sizi neyden korumaya çalıştığını söylerdi?” gibi sorularla anksiyetenin altındaki koruyucu niyet ve birincil korku keşfedilir. “Bu panik hissinin en kötü yanı ne? Ne olmasından korkuyor?” sorusu, genellikle temel korkuya giden bir kapı açar.
    • İki Sandalye Tekniği: Bu teknikte, ‘Kaygı Nöbetçisi’ ile ‘Yaşamak İsteyen Taraf’ arasında bir diyalog kurulur. Nöbetçi, ‘Seni tehlikelerden korumalıyım!’ derken, diğer taraf ‘Ama senin yüzünden hapis hayatı yaşıyorum!’ diye isyan eder. Terapistin hedefi, bu iki taraf arasında bir uzlaşma sağlamaktır: Nöbetçinin daha az bağırması ve Yaşayan Tarafın, nöbetçinin uyarısını dikkate alarak daha bilgece adımlar atması.

4. Travma ile Çalışmak: Güvenli Liman İnşa Etmek

  • DOT Perspektifi: Travma, sinir sisteminin işleme kapasitesini aşan, ezici bir deneyimdir. Özünde aşırı çaresizlik, dehşet ve yalnızlık hissi vardır. Travmatik anı, geçmişte kalmış bir olay değil, bedende ve sinir sisteminde hala “canlı” olan, sürekli şimdiki zamana sızan bir deneyimdir. Beynin alarm merkezi (amigdala) aşırı aktif hale gelirken, mantık ve zaman algısından sorumlu merkezler (hipokampus, prefrontal korteks) devre dışı kalır. Bu yüzden kişi, tehlike geçmiş olsa bile hala tehlikedeymiş gibi hisseder.
  • Terapötik Görev: Klinik Uyarı: Önce Güvenlik, Her Zaman Güvenlik! Travma çalışmasında aceleci davranmak, danışanı iyileştirmek yerine onu yeniden yaralamakla (retravmatizasyon) sonuçlanabilir. Terapistin birincil görevi, travmatik anıyı ‘çözmek’ değil, danışanın sinir sisteminin regülasyon kapasitesini artırmaktır. Önce güvenli liman inşa edilir, ancak ondan sonra fırtınalı denize açılma düşünülür.
  • Kullanılacak Araçlar:
    • Güvenlik ve Kaynak Yaratma: Nefes egzersizleri, topraklanma teknikleri (ayaklarını yerde hissetmek, odadaki 5 nesneyi saymak), güvenli yer imgelemi gibi çalışmalarla danışanın sinir sistemini regüle etme kapasitesi artırılır. Terapistin sakin ve merkezlenmiş varlığı, en önemli kaynaktır.
    • Sarkaçlama (Pendulation): Travmatik anının yarattığı duyguya (örn: dehşet) çok kısa bir an için dokunup, hemen ardından şimdiki anın güvenliğine (terapistin varlığı, odadaki nesneler, bedendeki sakin bir yer) geri dönmektir. Bu, sinir sisteminin toleransını yavaş yavaş ve güvenle artırır. Bu, bir kası yavaş yavaş esnetmek gibidir; aniden yüklenmek yırtılmaya neden olur.
    • Boş Sandalye Tekniği: Yeterli güvenlik sağlandıktan sonra, travmatik olayla ilgili sıkışmış öfke (“Bunu bana yapmaya hakkın yoktu!”) veya yası (“Olanlar yüzünden kaybettiğim masumiyetimin yasını tutuyorum”) ifade etmek için kullanılabilir. Bu, özellikle danışanın kendini güçlendirmesi ve kurban rolünden çıkıp hayatta kalan rolüne geçmesi için çok önemlidir. Ancak bu, çok dikkatli ve danışanın kontrolünde yapılmalıdır.

Klinik İçin Özet

  • Esneklik Anahtardır: Her danışan farklıdır. Bir danışanın depresyonu öfkeden, diğerininki yastan kaynaklanabilir. Gözlemlediğiniz sürece odaklanın, tanıya değil.
  • Hızı Ayarlayın: Özellikle travma ve anksiyete ile çalışırken, danışanın hızına saygı duyun. Sizin gündeminiz değil, danışanın sinir sisteminin güvenliği önceliklidir. Onu, hazır olmadığı bir duyguyla yüzleşmeye zorlamak, en büyük terapötik hatadır ve yeniden travmatize edici olabilir.
  • Temellere Geri Dönün: Unutmayın, teknikler sadece birer araçtır. Asıl şifa, terapötik ilişkinin kendisidir. Empati, mevcudiyet ve sahicilik olmadan en güçlü teknik bile boş bir ritüele dönüşür.

Modül 8: Entegrasyon, Terapistin Kendiliği ve Kapanış

🎯 Modülün Amacı

Bu modül, Duygu Odaklı Terapi eğitimini tamamlayan terapistin, öğrendiği bilgi ve becerileri kendi profesyonel kimliğiyle nasıl bütünleştireceğini (entegre edeceğini) ele alır. DOT’un sadece bir teknik seti olmadığını, aynı zamanda bir “terapist olarak var olma” biçimi olduğunu vurgular. Terapistin en önemli aracı olan “kendiliğini” koruması, beslemesi ve bu hiç bitmeyen yolculukta gelişimini nasıl sürdüreceği üzerine bir yol haritası sunar.

1. Entegrasyon: Kendi Terapötik Müziğini Yaratmak

DOT’u öğrenmek, mevcut terapötik yaklaşımınızı terk etmeniz gerektiği anlamına gelmez. Aksine, onu zenginleştirir, derinleştirir ve ona bir ruh katar.

  • DOT Bir ‘Eklenti’ Değil, Temel Bir ‘İşletim Sistemidir’: DOT’u, bilgisayarınıza kurduğunuz yeni bir program gibi değil, tüm programların üzerinde çalıştığı temel bir işletim sistemi gibi düşünebilirsiniz. Duygulara, “şimdi ve burada” yaşanan sürece ve terapötik ilişkiye odaklanma prensibi, hangi tekniği kullanırsanız kullanın arka planda çalışmaya devam eder. Bu, terapistin dinleme biçimini temelden değiştirir; artık sadece hikayeyi değil, hikayenin altındaki müziği, yani duygusal süreci dinlersiniz.
  • Diğer Modellerle Sentez:
    • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ile: Otomatik bir düşünceyi (“Ben bir başarısızım”) yakaladığınızda, artık sadece “Bu düşünceye kanıtın ne?” diye sormakla kalmazsınız. Şimdi, süreci derinleştirirsiniz: “Bu ‘başarısızım’ diyen sesin altında hangi duygu yatıyor? Bu düşünceyi hissettiğinizde bedeninizde ne oluyor? Bu düşünce, hangi eski yarayı korumaya, sizi neyden uzak tutmaya çalışıyor?” Böylece, düşünceyi sadece mantıkla çürütmek yerine, o düşünceyi besleyen duygusal şemaya ulaşırsınız.
    • Şema Terapi ile: Bir şema tetiklendiğinde, DOT’un sandalye tekniklerini kullanarak o şemanın yarattığı “incinmiş çocuk” modu ile “cezalandırıcı ebeveyn” modunu konuşturabilirsiniz. Şema Terapi modları “tanımlar”, DOT ise onlara “ses verir”. “İncinmiş Çocuk” sandalyesinde oturan danışan, o modun çaresizliğini ve korkusunu bedensel olarak deneyimler. Bu, şemayla çalışmayı daha az bilişsel ve çok daha derin bir deneyimsel sürece dönüştürür.
  • Sonuç: Kendi Orkestranızı Yönetmek: Amaç, katı bir şekilde tek bir modele bağlı kalmak değil, danışanın o anki ihtiyacına göre farklı enstrümanları çalabilen usta bir müzisyen olmaktır. DOT, orkestranıza derin ve duygusal bir “çello” sesi ekler. Bazen danışanın hızlı bir “flüt” melodisine (pratik bir BDT tekniği), bazen de derin bir “çello” rezonansına (duygusal bir keşif) ihtiyacı vardır. Ustalık, hangi enstrümanı ne zaman ve ne kadar süreyle çalacağını bilme sanatıdır.

2. Terapistin En Önemli Aracı: Kendiliği (The Self of the Therapist)

DOT, terapistin kendi duygusal süreçlerini yoğun bir şekilde kullanmasını gerektiren bir modeldir. Bu nedenle, terapistin öz-farkındalığı ve öz-bakımı kritik öneme sahiptir.

  • Empatik Yorgunluk ve İkincil Travma:
    • Tanım: Danışanların yoğun acılarına ve travmalarına sürekli maruz kalmak, terapistin sinir sistemini de etkiler. Bu, bir zayıflık değil, empatik bir bağ kurmanın kaçınılmaz bir sonucudur. Belirtileri; tükenmişlik, sinirlilik, uykusuzluk, danışanlara karşı duyarsızlaşma (mesafelenme), hatta danışanların rüyalarını görmek veya kendi kişisel hayatında onlarınkine benzer temaları fark etmek olabilir.
    • Farkındalık: Kendi bedensel ve duygusal tepkilerinizin farkında olmak ilk adımdır. Bir seanstan sonra kendinizi sürekli yorgun, hüzünlü veya bir sonraki seansa gitmek istemiyor gibi hissediyorsanız, bu bir işarettir. Bu, “kötü bir terapist” olduğunuz anlamına gelmez; bu, “insan bir terapist” olduğunuz ve enstrümanınızın bakıma ihtiyacı olduğu anlamına gelir.
  • Öz-Bakımın Önemi: Enstrümanı Akort Etmek:
    • Kişisel Terapi ve Süpervizyon: Bunlar bir lüks değil, mesleki bir zorunluluktur. Kişisel terapi, kendi “bitmemiş işlerimizi” ve kör noktalarımızı çalışarak danışanlarımızın süreçlerine kendi meselelerimizi karıştırmamızı engeller. Süpervizyon ise, zorlandığımız vakalarda bize dışarıdan bir göz sunar, mesleki becerilerimizi geliştirir ve yalnız olmadığımızı hissettirir. Kısacası, terapi kendi haritanızı keşfetmektir; süpervizyon ise başkasının haritasını okurken en iyi rehber olmayı öğrenmektir.
    • Sınırlar: Çalışma saatlerinize, vaka yükünüze ve kişisel yaşamınıza dair sağlıklı sınırlar koymak, tükenmişliği önlemenin en etkili yoludur. Bu, mesai saatleri dışında iş e-postalarını kontrol etmemek, kapasiteniz doluyken yeni bir danışanı kabul etmeyi nazikçe reddedebilmek ve kendi dinlenme zamanınızı kutsal kabul etmektir.
    • Regülasyon Pratikleri: Mindfulness, meditasyon, doğa yürüyüşleri, sanat veya bedensel egzersizler gibi kendi sinir sisteminizi düzenleyecek pratikleri hayatınıza dahil etmek, bu meslekte uzun ömürlü olmanın anahtarıdır. Bu aktiviteler, seanslar sırasında danışanlardan “emdiğiniz” duygusal yükü boşaltmanıza ve sinir sisteminizi sıfırlamanıza yardımcı olur.

3. Gelişimi Sürdürmek: Yolculuk Şimdi Başlıyor

Bu eğitim bir son değil, yeni bir başlangıçtır. DOT’ta ustalaşmak, sürekli bir öğrenme, pratik yapma ve kendini keşfetme sürecidir.

  • Süpervizyon Almaya Devam Edin: Özellikle ilk başlarda, DOT müdahalelerini uygularken (özellikle sandalye çalışmaları) bir süpervizörden destek almak çok önemlidir. İdeal bir DOT süpervizyonu, sadece vakanın ne hakkında olduğunu değil, sizin seans sırasındaki kendi duygusal sürecinizi de (karşı aktarım) inceler. Seanslarınızın video kayıtlarını izlemek, en hızlı öğrenme yollarından biridir.
  • Okuyun ve Araştırın: DOT alanında sürekli yeni kitaplar, makaleler ve araştırmalar yayınlanmaktadır. Leslie Greenberg, Susan Johnson, Robert Elliott gibi öncülerin eserlerini okumak, pratiğinizi teorik olarak besler ve taze tutar.
  • Pratik Yapın, Ama İlk Danışanınız Kendiniz Olun: Başlangıçta, kendinizi en güvende hissettiğiniz temel becerilerle (örn: empatik keşif, odaklanma) başlayın. Kendinize karşı nazik olun ve her seansın mükemmel olmak zorunda olmadığını kabul edin. Bazen en iyi öğrenme, “mükemmel olmayan” seanslarda neyin işe yaramadığını fark etmekle gelir.
  • Topluluğa Katılın: DOT ile çalışan diğer meslektaşlarınızla bir araya gelmek, akran süpervizyon grupları oluşturmak, vaka tartışmak ve deneyimlerinizi paylaşmak, hem öğrenmeyi hızlandırır hem de bu zorlu mesleğin getirdiği izolasyonu azaltır.

Klinik İçin Özet

  • Kendinize Güvenin ama Alçakgönüllü Olun: Artık güçlü araçlara sahipsiniz, ancak her danışanın biricik olduğunu ve bazen en iyi aracın sadece sessizce, yargılamadan orada olmak olduğunu unutmayın.
  • Entegrasyon Bir Sanattır: Farklı yaklaşımları birleştirirken mekanik olmayın. Her müdahalenin arkasındaki “neden”i ve danışanın o anki duygusal sürecine uygunluğunu düşünün.
  • En Değerli Enstrümanınız Sizsiniz: Unutmayın, enstrümanınız akortsuzsa en güzel müziği bile çalamazsınız. Kendinize göstereceğiniz şefkat, danışanlarınıza verebileceğiniz en otantik hediyedir.
  • Yolculuğun Tadını Çıkarın: Duyguların derin dünyasında bir rehber olmak, zorlu olduğu kadar inanılmaz derecede anlamlı ve ödüllendirici bir ayrıcalıktır. Her danışan, size hem insan ruhunun kırılganlığını hem de inanılmaz gücünü gösteren yeni bir öğretmen olacaktır.

Kaynakça ve İleri Okumalar

  • Greenberg, L. S. (2011). Emotion-Focused Therapy.
    • Türkçe Baskı: Duygu Odaklı Terapi. (Psikoterapi Enstitüsü Yayınları).
  • Johnson, S. M. (2008). Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love.
    • Türkçe Baskı: Bana Sıkıca Sarıl: Ömür Boyu Aşk İçin Yedi Sohbet. (Profelis Kitap).
  • Johnson, S. M. (2004). The Practice of Emotionally Focused Couple Therapy: Creating Connection.
    • Türkçe Baskı: Duygu Odaklı Çift Terapisi Uygulamaları: Bağ Kurmak. (Litera Yayıncılık).
  • Greenberg, L. S., & Goldman, R. N. (2019). Clinical Handbook of Emotion-Focused Therapy.
    • Türkçe Baskı: Duygu Odaklı Terapinin Klinik El Kitabı. (Psikoterapi Enstitüsü Yayınları).
  • Elliott, R., Watson, J. C., Goldman, R. N., & Greenberg, L. S. (2004). Learning Emotion-Focused Therapy: The Process-Experiential Approach to Change.
    • Türkçe Baskı: Duygu Odaklı Terapiyi Öğrenmek: Değişime Süreç-Deneyimsel Yaklaşım. (Psikoterapi Enstitüsü Yayınları).
  • Goldman, R. N., & Greenberg, L. S. (Eds.). (2015). Case Formulation in Emotion-Focused Therapy: Co-creating Clinical Maps for Change.
  • Johnson, S. M. (2019). Attachment Theory in Practice: Emotionally Focused Therapy (EFT) with Individuals, Couples, and Families.
  • ICEEFT (The International Centre for Excellence in Emotionally Focused Therapy)
    • Web Adresi: iceeft.com
  • isEFT (International Society for Emotion-Focused Therapy)
    • Web Adresi: iseft.org

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir