Yazı 18: Öğrenmenin ABC’si 3: Gözlem Yoluyla Öğrenme (Bandura ve Bobo Doll Deneyi)

Önceki yazılarımızda, zilin sesiyle salya akıtan köpekleri (Klasik Koşullanma) ve pedala basarak yemek kazanan fareleri (Edimsel Koşullanma) konuştuk. Her iki durumda da öğrenme, organizmanın doğrudan deneyimiyle gerçekleşiyordu. Yani öğrenmek için ya “yanmanız” ya da “ödüllendirilmeniz” gerekiyordu.

Peki ya biz insanlar? Araba kullanmayı öğrenmek için her seferinde kaza yapıp “bunu yapmamalıydım” mı diyoruz? Zehirli bir mantarı ayırt etmek için onu yiyip zehirlenmemiz mi gerekiyor? Elbette hayır. İnsan, başkalarının deneyimlerinden, hatalarından ve başarılarından ders çıkarabilen eşsiz bir canlıdır. İşte psikolojinin “Sosyal Öğrenme Kuramı”nın öncüsü Albert Bandura’ya göre, öğrenmenin en büyük ve en verimli kısmı bu şekilde, yani model alarak (gözlem yoluyla) gerçekleşir. Bizler sadece “yapan” değil, aynı zamanda “izleyen” ve “kaydeden” varlıklarız.

Gelin, şiddetin sadece bir içgüdü mü yoksa öğrenilen bir davranış mı olduğunu sorgulayan, psikoloji tarihinin en sarsıcı deneylerinden biriyle başlayalım.

Hacıyatmaz (Bobo Doll) Deneyi: Şiddet Bulaşıcı mıdır?

1960’ların başında Albert Bandura, çocukların saldırganlığı nasıl öğrendiğini merak etti. O dönemde yaygın görüş, saldırganlığın içsel bir dürtü olduğuydu. Bandura ise bunun çevreden “kopyalanabileceğini” düşünüyordu. Deneyde “Bobo Doll” adı verilen, hacıyatmaz şeklinde (vurduğunuzda sallanıp tekrar ayağa kalkan), üzerinde palyaço resmi olan şişme bir oyuncak bebek kullandı.

Deney şöyle kurgulandı:

  1. Grup 1 (Saldırgan Model): Okul öncesi çağındaki çocuklar, bir yetişkinin (modelin) odadaki Bobo bebeğe yaklaşık 10 dakika boyunca fiziksel ve sözlü şiddet uyguladığını izlediler. Model, bebeğe yumruk atıyor, üzerine oturuyor, havaya fırlatıyor ve hatta bir çekiçle vuruyordu. Aynı zamanda “Onu yumruklayın!”, “Havaya atın!” gibi agresif sözler söylüyordu.
  2. Grup 2 (Saldırgan Olmayan Model): Çocuklar, oyuncaklarla sakince oynayan ve Bobo bebeği tamamen görmezden gelen bir yetişkini izlediler.
  3. Grup 3 (Kontrol): Çocuklar hiçbir model görmediler.

Daha sonra çocuklar, içlerinde Bobo bebeğin de bulunduğu, çeşitli oyuncaklarla dolu bir odaya teker teker alındı. Ancak araştırmacılar çocukları önce biraz “hayal kırıklığına” uğratmak için, en güzel oyuncaklarla oynamalarına izin vermediler (hafif bir öfke tetikleyicisi).

Sonuçlar çarpıcıydı:

  • Saldırgan modeli izleyen çocuklar, bebeğe karşı aynı yetişkin gibi davranmaya başladılar. Yetişkinin kullandığı spesifik hareketleri (çekiçle vurma, fırlatma) ve kelimeleri birebir taklit ettiler.
  • Daha da önemlisi, bu çocuklar sadece taklit etmekle kalmadı; yaratıcılıklarını kullanarak yeni saldırgan davranışlar da geliştirdiler (örneğin oyuncak silahı bebeğe doğrultmak gibi, oysa model silah kullanmamıştı). Bu, gözlemin sadece taklidi değil, genel bir “saldırganlık eğilimini” de tetiklediğini gösterdi.
  • Saldırgan olmayan modeli izleyen veya hiç model görmeyen çocuklar ise bebeğe karşı çok az saldırganlık gösterdiler veya hiç göstermediler.

Bu deney, ödül veya ceza almasak bile, sadece gözlemleyerek karmaşık davranışları öğrenebileceğimizi ve şiddetin “bulaşıcı” olabileceğini kanıtladı.

Gözlem Yoluyla Öğrenmenin 4 Adımı

Bandura’ya göre, birini izleyip o davranışı öğrenmemiz (örneğin bir YouTube videosundan dans öğrenmek veya babanızı tıraş olurken izlemek) için dört zihinsel sürecin sırasıyla gerçekleşmesi gerekir:

  1. Dikkat (Attention): İlk şart odaklanmaktır. Eğer uykunuz varsa, dikkatiniz dağınıksa veya model sıkıcıysa öğrenme gerçekleşmez. Modelin özellikleri burada çok önemlidir: Model ilgi çekici, statü sahibi, uzman veya bize benziyorsa dikkatimiz artar. (İşte bu yüzden reklamlar, hedef kitleye benzeyen oyuncuları veya hayranlık duyulan ünlüleri kullanır).
  2. Hatırda Tutma (Retention): Sadece izlemek yetmez; gördüğünüz davranışı zihninizde kodlayıp saklamalısınız. Bu, davranışı zihinsel bir resim veya sözel bir açıklama (“önce sağ ayağını at, sonra sol…”) olarak depolamak demektir. Yıllar sonra bile bisiklete binebilmemiz, bu motor programı hafızamıza kaydettiğimiz içindir.
  3. Tekrar Üretme (Reproduction): Gözlemlediğimiz davranışı fiziksel olarak yapabilecek kapasiteye ve beceriye sahip olmalıyız. Bir olimpiyat jimnastikçisini günlerce izleyebilir ve ne yaptığını zihnen anlayabilirim, ancak fiziksel kondisyonum yetersizse o ters taklayı atamam. Gözlem, pratikle birleştiğinde ustalık getirir.
  4. Motivasyon (Motivation): En kritik adım budur. Davranışı öğrendiniz, yapabiliyorsunuz, peki neden yapasınız? Davranışı sergilemek için bir isteğimiz olmalı. Burada üç tür pekiştirme devreye girer:
    • Geçmiş Pekiştirme: Daha önce benzer bir davranış için ödül aldıysanız.
    • Vaat Edilen Pekiştirme: Gelecekte bir ödül (örneğin sınav notu) bekliyorsanız.
    • Dolaylı Pekiştirme (Vicarious Reinforcement): En önemlisi budur. Eğer modelin o davranışı yaptıktan sonra ödüllendirildiğini görürsek (örneğin kopya çeken arkadaşınız yüksek not alırsa), biz de yapmaya hevesli oluruz. Tam tersine, model cezalandırılırsa (dolaylı ceza), davranışı öğrensek bile yapmaktan kaçınırız.

Beynimizdeki Aynalar: Ayna Nöronlar

Bandura’nın 1960’lardaki teorisi, 1990’larda İtalyan bilim insanları tarafından yapılan tesadüfi bir keşifle müthiş bir biyolojik destek buldu: Ayna Nöronlar.

Araştırmacılar bir maymunun beynindeki motor nöronları incelerken, maymun bir fıstığı eline aldığında belirli nöronların ateşlendiğini gördüler. Ancak şaşırtıcı olan şuydu: Maymun hareketsiz dururken, bir araştırmacının fıstığı eline aldığını izlediğinde de beynindeki aynı nöronlar ateşleniyordu!

Yani beyin için, bir hareketi “yapmak” ile onu “izlemek” arasında nöronal düzeyde çok az fark vardı. Birisi karşınızda esnediğinde neden istemsizce esnersiniz? Veya bir filmde karakter ağladığında neden sizin de boğazınız düğümlenir? Ayna nöronlar sayesinde! Bu nöronlar, empati kurmamızın, dili öğrenmemizin, taklit etmemizin ve başkalarının niyetini anlamamızın (“zihin okumamızın”) biyolojik temelini oluşturur.

Günlük Hayatta Gözlem: “Ne Görürsem Onu Yaparım”

  • Ebeveynlik: “Dediğimi yap, yaptığımı yapma” sözü psikolojik olarak geçersizdir. Çocuklar ebeveynlerinin söylediklerini değil, yaptıklarını model alırlar. Çocuğuna “yalan söyleme” diyen ama telefonda “şu an evde yokum de” diyen bir ebeveyn, çocuğuna dürüstlüğü değil, yalan söylemeyi öğretir.
  • Medya ve Şiddet: Bobo Doll deneyi, televizyondaki, filmlerdeki veya video oyunlarındaki şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi tartışmalarının temelini oluşturur. Araştırmalar, şiddetin “havalı”, “haklı” ve “sonuçsuz” (ceza almayan) gösterildiği içeriklerin, izleyicilerde (özellikle çocuklarda) saldırganlığı modelleme riskini artırabileceğini ve şiddete karşı duyarsızlaşmaya yol açabileceğini göstermektedir.
  • Korkuların Öğrenilmesi: Bir çocuk, annesinin örümcek görünce çığlık attığını görürse, örümcekle hiç doğrudan temas etmese bile ondan korkmayı öğrenir (Dolaylı Koşullanma).
  • Olumlu Davranışlar (Pro-sosyal Davranış): Madalyonun iyi yüzü de vardır. Yardımseverlik, paylaşma, nezaket gibi davranışlar da model alınarak öğrenilir. Birine yardım eden birini görmek, izleyicinin de yardım etme olasılığını artırır (“İyilik bulaşıcıdır”).

Sonuç olarak, bizler sosyal aynalarız. Çevremizdeki insanların davranışlarını, duygularını ve tepkilerini sürekli olarak kopyalıyor, kaydediyor ve içselleştiriyoruz. Kimi model aldığımıza ve kime model olduğumuza dikkat etmek, sandığımızdan çok daha büyük bir sorumluluktur.

Bu yazıyla birlikte “Öğrenme” modülünü tamamladık. Zihnimizin bilgiyi nasıl işlediğini (koşullanmalar ve gözlem) gördük. Peki bu öğrendiğimiz bilgileri zihnimizde nasıl saklıyoruz ve neden bazen en önemli anıları bile unutuyoruz? Sıradaki durağımız: Hafıza.

Gelecek Yazı: Hafızanın Yapısı: Bilgi Nasıl Kaydedilir ve Unutulur?

Kaynakça ve İleri Okuma

  • Bandura, A., Ross, D., & Ross, S. A. (1961). Transmission of aggression through imitation of aggressive models. Journal of Abnormal and Social Psychology.
  • Rizzolatti, G., & Craighero, L. (2004). The mirror-neuron system. Annual Review of Neuroscience.
  • Iacoboni, M. (2009). Mirroring People: The Science of Empathy and How We Connect with Others. Picador.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir