Online sipariş butonuna bastım. Anlık bir duygu, kendime bir hediye. “Bunu almalıyım” dedim. PlayStation 5. Evet, ucuz değil – ama fiyata bakmadım bile. Sepete ekle, satın al, bitti.
Kargo geldiğinde kutuyu açarken 10 yaşındaki beni hatırladım. 2002’de, elimde ikinci el bir PlayStation 1 vardı. Tek joystick, üstelik R1 tuşu bozuktu. Winning Eleven oynarken oyuncularım sürekli koşuyordu – sprint tuşu sıkışmıştı çünkü. Ama umurumda değildi. PlayStation’ım vardı.
Şimdi ise elimde sıfır, kutusundan yeni çıkmış, hiçbir tuşu bozuk olmayan bir PlayStation 5 vardı.
“Çocukluğumu geri alıyorum” diye düşündüm.
Ama yanılıyordum.
2002: Bozuk R1 Tuşu ve Sihir
PlayStation 1’i hatırlıyorum. İkinci el, biraz çizik, biraz yıpranmış. Tek joystick – arkadaşım geldiğinde sırayla oynuyorduk. R1 tuşu bozuktu, sürekli basılı kalıyordu. Winning Eleven oynarken futbolcularım sürekli sprint atıyordu, kontrol edemiyordum. Ama bir şekilde idare ediyordum.
Kare grafikleri, pixelli karakterleri, yavaş yüklenen ekranları. Crash Bandicoot’u oynarken o turuncu bandicoot’un sıçradığı her platform, döndüğü her kutu gerçekti. Grafikler ilkel miydi? Evet. Ama ben bunu görmüyordum. Ben o dünyanın içindeydim.
Cumartesi sabahları, sabah 8’de kalkardım. TV’yi açar, konsolu başlatır ve kaybolurdum. Crash, Tekken, Medieval, Winning Eleven… Öğle olurdu, hâlâ oyunda. Annem “yemek hazır” diye seslense, “5 dakika anne!” derdim. O 5 dakika 2 saat olurdu.
Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi, Flow: The Psychology of Optimal Experience (1990) kitabında “akış durumu”ndan bahseder. İnsan bir aktiviteye o kadar dalar ki, zaman algısı kaybolur, çevre yok olur, sadece o an vardır. Ben her Cumartesi sabahı tam da bunu yaşıyordum.
Ve şimdi geriye dönüp bakınca fark ediyorum: Sadece oyun değildi o. Çocukluğun kendisiydi. Zamanın bol olması. Sorumluluğun olmaması. Yarınki işe kafa yormamanız. Bozuk bir joystick bile eğlenceyi bozmaması. Sadece şu an.
“Artık Param Var” Özgürlüğü
PS5’i eve getirdiğimde kutuyu açmak bile heyecan vericiydi. O parlak beyaz tasarım, iki tane kusursuz kumanda, 4K grafikler… Bu PS1’den başka bir şey. Bu başka bir dünya.
İlk oyunu kurdum: The Last of Us Part II. Ekrana baktım – grafikler inanılmazdı. Karakterlerin yüz ifadeleri, ışık oyunları, detaylar… 2002’de böyle bir şey hayal bile edemezdik.
İlk yarım saat keyifliydi. Sonra telefona baktım. Bir mesaj. Cevap verdim. Oyuna döndüm. 10 dakika sonra tekrar telefona baktım. Instagram’a girdim. Çıktım. Oyuna döndüm.
Bir saat sonra yoruldum. “Yarın devam ederim” dedim.
Ama etmedim.
Dikkat Ekonomisi ve Yorgun Zihin
Sorun oyun değildi. Sorun bendim.
Çocukken dikkatim sınırsızdı. Bir şeye odaklanabiliyordum çünkü odaklanacak başka bir şey yoktu. Telefon yoktu, sosyal medya yoktu, iş yoktu, yarınki toplantı yoktu. Sadece Winning Eleven ve gol atmaya çalışan ben vardım.
Şimdi? Şimdi beynim 17 farklı pencerede çalışıyor. İş, faturalar, sosyal medya, haberler, mesajlar, planlar, kaygılar… Ve akşam saat 9’da konsolu açtığımda, beyin zaten bitmiş durumda.
Oyun oynamak aktif bir eylemdir. Odaklanmanız, düşünmeniz, reflekslerinizi kullanmanız gerekir. Ama ben akşam 9’da odaklanamıyorum. Ben sadece pasif tüketim modundayım. O yüzden oyun yerine kitap açıyorum ama birkaç sayfa sonra gözlerim kapalı. Dizi açıyorum ama telefonla uğraşıyorum. Çünkü bunlar oyun kadar zihinsel enerji gerektirmiyor.
Oyun bitmiyor. Ben bitiyorum.
“Yetişkin Olmak Böyle Bir Şey mi?”
Geçen gün PS5’e bakarken düşündüm: Ben para kazanmak için yıllarımı verdim. Sonunda istediğim her şeyi alabildim. Ama ne zaman? Ne zaman oynayacağım?
Çocukken param yoktu ama zamanım vardı. Şimdi param var ama zamanım yok.
Ve daha derin bir farkındalık: Sadece zamanım yok değil – o çocuk da yok artık.
2002’de oyun oynarken dünyanın içinde kaybolabiliyordum çünkü zihinsel yüküm yoktu. Yarın okula gideceğim, ödevimi yapacağım – o kadar. Ama şimdi? Şimdi her an bir sorumluluk, her köşede bir kaygı, her saniye bir görev.
Donald Winnicott, oyun psikolojisini anlatırken der ki: “Gerçek oyun, yalnızca güvenli hissettiğimiz zamanlarda mümkündür.” (Playing and Reality, 1971) Çocukken güvendeydim. Annem babam her şeyi hallederdi. Ben sadece oynardım.
Şimdi? Şimdi ben her şeyi halletmek zorundayım. Güvenlik duygusu kayboldu. Ve onunla birlikte, o derin dalma, o akış hali de kayboldu.
Nostalji Ekonomisi: Geçmişi Satın Alma Yanılsaması
Kapitalizm bunu çok iyi biliyor. “Nostaljik ürünler” – retro oyunlar, eski konsol tasarımları, “nostaljik” reklamlar… Hepsi şunu söylüyor: “Geçmişini geri alabilirsin. Sadece satın al.”
Ve biz satın alıyoruz. PS5, Nintendo Switch, retro oyun koleksiyonları… Hepsini alıyoruz. Çünkü bir yanımız hâlâ inanıyor: “Belki bu sefer o hissi yaşarım. Belki bu sefer o çocuk geri gelir.”
Ama gelmiyor.
Çünkü o çocuk sadece bir konsolda yaşamıyordu. O çocuk bir dünyada yaşıyordu. Zaman dolu, sorumluluk sıfır, dikkat sınırsız bir dünya. Ve o dünya artık yok.
Oyuncakları geri satın alabilirsiniz. Oyunları geri satın alabilirsiniz. Hatta kusursuz olanlarını alabilirsiniz. Ama o zamanı, o hissi, o çocukluğu geri satın alamazsınız.
TV Ünitesinde Duran Konsol
PS5 hâlâ orada, TV ünitesinde duruyor. Bazen bakıyorum ona. “Bu hafta sonu oynayayım” diyorum. Ama o hafta sonu geldiğinde yorgunum, işim var, ya da sadece pasif bir şekilde dizi izlemek, kitap okumak daha kolay geliyor.
Ve artık kendimi suçlamıyorum. Çünkü anladım: Sorun bende değil. Sorun, çocukluğu geri satın almaya çalışmakta.
O 10 yaşındaki çocuk, PlayStation 1’in başında saatlerce oynayan, annesinin sesini duymayan, oyun dünyasında kaybolan çocuk… o artık yok. Ve bu üzücü. Ama bu gerçek.
Belki bir gün tekrar oynarım. Belki tatildeyken, belki emekli olduğumda, belki hayat biraz yavaşladığında. Ya da belki hiç oynamam. Ve bu da normal.
Çünkü bazı şeyler sadece bir kez yaşanır. Ve çocukluk onlardan biri.
Kaynaklar:
- Csikszentmihalyi, M. (1990). Flow: The Psychology of Optimal Experience. Harper & Row.
- Winnicott, D.W. (1971). Playing and Reality. Tavistock Publications.

