Bahçıvan mısınız, Heykeltıraş mı?

Dünyaya bir çocuk geldiğinde, çoğumuz gizliden gizliye elimizde keskin bir ıskarpela ve ağır bir çekiçle o mermer kütlesinin başına geçtiğimizi hayal ederiz. Kafamızda bir imge vardır; kusursuz, pürüzsüz, bizim eksik bıraktıklarımızı tamamlayan, toplumun alkışlayacağı o “şahane” heykel. Çocuğu yontmaya başlarız. Şurasını biraz sivriltelim (matematik de bilsin), burasını biraz törpüleyelim (çok konuşmasın), aman şurası da parlasın (piyano da çalsın).

Ama bir sorun var: Çocuk bir mermer kütlesi değildir.

Tohumun İçindeki Program

İngiliz psikanalist Donald Winnicott, 1960’larda yazdığı The Maturational Processes and the Facilitating Environmentkitabında ebeveynliği anlatırken müthiş bir kavramdan bahseder: “Kolaylaştırıcı Çevre” (Facilitating Environment). Winnicott’a göre, bir çocuğun iç dünyasında zaten devasa bir potansiyel, bir “büyüme itkisi” vardır. Tıpkı bir meşe palamudunun içinde koskoca bir meşe ağacı olma programının gizli olması gibi.

Eğer bir bahçıvansanız bilirsiniz; palamudu toprağa ekip üzerine her gün “Hadi çabuk sekoya ol!” diye bağırmazsınız. Onu çınar olmaya zorlayamazsınız – zaten o bir palamuttur, en iyi ihtimalle meşe olur. Sizin göreviniz sadece toprağı havalandırmak, yabani otları temizlemek ve ihtiyacı olan suyu vermektir. Gerisini tohum zaten halleder. O, ne yapacağını sizden daha iyi bilir.

Heykeltıraş ebeveyn der ki: “Seni ben yapacağım.” Bahçıvan ebeveyn der ki: “Sen zaten oluyorsun, ben sadece izleyeceğim.”

“Optimal” Çocuk Yetiştirme Kılavuzu ve Diğer Masallar

Şimdi gerçekçi olalım; modern çağda bahçıvan olmak çok zor. Çünkü LinkedIn’de 6 yaşında “startup kurucusu” çocuklar, Instagram’da üç dilde konuşan bebekler, YouTube’da Mozart konçertolarını piyanodan çalan 4 yaşındaki dahiler var. (Cidden mi? Yoksa sadece annesi 47 kez yeniden mi çekmiş o videoyu?)

Bir de şu “bilimsel ebeveynlik” trendi var. Harvard araştırmasına göre şunu yapın, Stanford’a göre bunu. Sanki çocuk yetiştirmek bir Ikea dolabı kurmak gibi – talimatları harfiyen uygularsanız sonunda “optimal ürün” çıkacak.

Sonra ortada bir şey bırakıyorsunuz: Ne çocuğunuzla gerçek bir ilişkiniz kalıyor, ne de kendi sağduyunuz. Çünkü sürekli bir “performans değerlendirmesi” modundasınız. “Acaba yeterince okuyor muyuz? Yeterince dışarıda oynuyor muyuz? Ekran süresi çok mu fazla? Az mı?”

Oysa heykeltıraşlık yorucudur. Hem sanatçıyı hem de yontulan taşı yıpratır. Üstelik taşın canı yanar, ama tohumun canı yanmaz; tohum sadece açar.

Teslimiyet Değil, İç Görü

Peki “bahçıvan ol” demek, teslimiyetçi, pasif bir ebeveyn ol demek mi? Hayır. Bahçıvanlık pasif bir iş değil; aksine derin bir gözlem ve zamanında müdahale işidir.

Bir bahçıvan bilir ki; gül fidanına çok su verirseniz kökü çürür, az verirseniz kurur. Yabani otları ayıklamazsanız gül boğulur, ama fazla müdahale ederseniz toprağın kendi ekosistemine zarar verirsiniz. İyi bahçıvan, neye ihtiyaç olduğunu anlamak için önce izler.

Winnicott’ın dediği de tam olarak bu: “İyi-yeterli anne” (good-enough mother) kavramı. Kusursuz değil, yeterince iyi. Çocuğun ihtiyaçlarına duyarlı ama kendi kusurlarından da utanmayan bir ebeveyn. Çünkü çocuk zaten mükemmel bir ebeveyne ihtiyaç duymaz – gerçek, tutarlı, orada olan birine ihtiyaç duyar.

“Sizin Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değildir”

Khalil Gibran, Peygamber kitabında ebeveynlik üzerine yazdığı meşhur şiirinde der ki:

“Sizin çocuklarınız sizin çocuklarınız değildir.
Onlar Hayat’ın kendi özlemiyle özleyen oğulları ve kızlarıdır.
Onlar sizin aracılığınızla gelirler ama sizden değildirler.
(…) Siz onlara evinizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi veremezsiniz,
Çünkü onların kendi düşünceleri vardır.”

İlk defa bu şiiri okuduğumda rahatsız olmuştum açıkçası. “Nasıl yani benim değil mi? Benden geliyor, ben büyütüyorum, nasıl benim değil?” diye düşünmüştüm. Sonra yavaş yavaş anladım – Gibran ebeveynliği reddetmiyor, sahiplenmeyi reddediyor.

Çocuğum benim hayalimdeki kişi olmayacak. Benim tamamlayamadığım hayalleri yaşamayacak. Benim hırslarımı taşımayacak. O, kendi yolunu bulacak – ve benim tek görevim, o yolu ararken ışık tutmak. Yön göstermek değil, ışık tutmak.

Ben de her şeyi doğru yaptığımı iddia etmiyorum. Bazen kendimi yine o keskiyi tutarken buluyorum. “Şöyle yapsa daha iyi olur” diye düşünürken yakalıyorum. Ama sonra bir adım geri çekilip bakıyorum; orada sessizce büyümeye çalışan bir can var. Benim hırslarımdan çok daha bilge, çok daha sahici.

Son Soru

Bugün çocuğunuza bir taş gibi mi yaklaştınız, yoksa bir tohum gibi mi? Belki de tek ihtiyacı olan şey, gölgesinde dinlenebileceği, suyu geldiğinde içebileceği ve kendi hızında açabildiği bir bahçıvan sabrıdır.


Kaynaklar:

  • Winnicott, D.W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment. International Universities Press.
  • Gibran, K. (1923). The Prophet. (Çocuklar Üzerine bölümü)

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir