Bir telefon gelir. “Annen merdivende düştü.” Ya da hiçbir telefon gelmez; yalnızca bir gün, babanızın aynı soruyu üçüncü kez sorduğunu fark edersiniz. Doktor randevuları, ilaç kutuları, “Bu hafta kim uğrayacak?” mesajları hayatınıza yavaş yavaş yerleşir.
Bir zamanlar size bakan insanlar, artık sizin bakımınıza ihtiyaç duyar. Bu, hayatın en doğal geçişlerinden biridir. Ama doğal olması, kolay olduğu anlamına gelmez.
Karmaşık duygular
Yaşlanan bir anne ya da babaya bakmak, insanın içinde aynı anda pek çok duyguyu harekete geçirir: sevgi, endişe, yorgunluk, şefkat. Ama çoğu zaman pek dile getirilmeyen başka duygular da vardır: sabırsızlık, öfke, bıkkınlık, hatta kimi zaman “Keşke bu yük bende olmasaydı” düşüncesi.
Bu duygular belirdiğinde, ardından hemen suçluluk gelir: “Nasıl böyle hissedebilirim? Onlar benim için neler yaptı.” Oysa bu karmaşık duygular, kötü bir evlat olduğunuzu değil, gerçek ve yorucu bir şey yaşadığınızı gösterir.
Eski ilişki yeniden uyanır
Bu dönemin belki de en az konuşulan yanı şudur: Bakım ilişkisi, geçmişteki ilişkinin bütün izlerini yeniden gün yüzüne çıkarır.
Çocukluğunuzda mesafeli olan bir baba, şimdi size muhtaçtır ve siz hiç almadığınız bir ilgiyi vermek zorunda hissedersiniz. Hep eleştiren bir anne, bakımınız altındayken bile eleştirmeye devam eder ve siz kendinizi yeniden küçük, yetersiz bir çocuk gibi hissedersiniz. Ya da tam tersi: Çok yakın olduğunuz bir ebeveynin zayıflamasını izlemek, bir parçanızın kaybolması gibi gelir.
Kardeşler arasında da eski roller canlanır. Ailenin “sorumlu çocuğu” yine her şeyi üstlenir ve yine kimse ona yardım etmez. Uzakta yaşayan kardeş yine uzakta kalır. Çocukluktaki kıskançlıklar, kırgınlıklar, “Annem hep onu daha çok sevdi” duyguları, hastane koridorlarında yeniden belirebilir.
Kayıptan önce gelen yas
Yaşlanan bir ebeveynin yanında olmak, ortada henüz bir kayıp yokken yas tutmak gibidir. Bir zamanlar güçlü olan insanın gücünü yitirmesine, sizi tanıyan zihnin bulanıklaşmasına, birlikte yapılan şeylerin artık mümkün olmamasına tanık olursunuz.
Bazen bir yas daha vardır: Hiçbir zaman yaşanmamış ilişkinin yası. “Bir gün babamla gerçekten konuşabileceğim” umudu, zamanın daraldığını fark ettiğinizde acı verici bir hâl alır. Bu yası tanımak, onunla barışmanın ilk adımıdır.
“Evlat görevi” ve sınırlar
Türkiye’de yaşlı ebeveyn bakımı genellikle bir aile meselesi, hatta bir vicdan meselesi olarak görülür. “Anneyi bakımevine mi bırakacaksın?” sorusu, birçok yetişkinin içinde yankılanır. Bu yük çoğu zaman eşit dağılmaz; çoğunlukla kızlara, gelinlere ya da “nasılsa yakında oturan” kardeşe kalır.
Ebeveyninize bakmak değerli bir şeydir. Ama kendinizi tüketerek bakmak, uzun vadede ne size ne de ona iyi gelir. Kardeşlerden açıkça destek istemek, profesyonel bakım seçeneklerini değerlendirmek, kendinize ait zamanı korumak bencillik değildir. Sürdürülebilir bir bakımın koşuludur.
“İyi bir evlat” olmanın tek bir tanımı yoktur. Belki de “yeterince iyi” bir evlat olmak, kusursuz olmaya çalışmaktan daha gerçekçi ve daha şefkatli bir hedeftir.
Seanslarda
Bu dönemi yaşayan biriyle çalışırken amaç ebeveyni değiştirmek değildir. Yetmişlik bir babanın artık bambaşka biri olması pek mümkün değildir. Amaç, bu ilişkide sizin kendi yerinizi bulmanızdır: hangi rollere yeniden sürüklendiğinizi fark etmek, suçluluğun nereden geldiğini anlamak ve kendinize ait sınırları çizebilmek.
Belki de bu dönem, eski bir ilişkiye son bir kez, bu sefer yetişkin gözlerle bakma fırsatıdır. Ebeveyninizi, kendi sınırları ve kendi yaralarıyla bir insan olarak görebilmek, hem onunla hem de kendinizle barışmanın yolunu açabilir.

