Bora bir toplantıda çalışma arkadaşının sunumunu dinler. Daha sunum bitmeden, kafasında düzeltilecek on madde birikmiştir. Sırayla söyler. Hepsi teknik olarak doğrudur. Toplantı bittiğinde ekipten kimse ona itiraz etmez, ama kimse de bir sonraki projede yeni bir fikir önermez.
Akşam evde, eşinin bulaşık makinesini yerleştirme biçimine bakar ve tabakların yerini değiştirir. “Böyle daha iyi yıkanıyor,” der. Eşi bir şey söylemez. Bir tartışmada, kırk dakika sonra bile “Ama sen de kabul et ki” diye devam eden de Bora’dır.
Kırk yaşındaki Bora, işinde başarılı ve saygı duyulan biridir. Ama hem evde hem iş yerinde giderek yalnızlaştığını hisseder. Ona sorarsanız sebep açıktır: “Etrafımdaki kimse işini düzgün yapmıyor.”
Döngünün halkaları
Bora’nın ne yaptığına bakalım. Düzeltir, eleştirir, kontrol eder. Bir hatayı fark ettiğinde susmakta zorlanır. Kendi hatasını kabul etmek ise neredeyse imkânsızdır; “Yanılmışım” demek yerine konuyu değiştirir, gerekçe bulur ya da karşısındakinin de hata yaptığını hatırlatır.
Bora’nın beklentisi, kendisinin bile tam fark etmediği bir şeydir: “Hata yaparsam küçümsenirim. Kontrol bende olmazsa her şey dağılır.” Haklı olmak, onun için yalnızca bir tercih değil, bir güvenlik meselesidir.
Başkalarının ona nasıl karşılık verdiğine bakalım. İnsanlar sürekli düzeltilmekten yorulur. Kimisi savunmaya geçer, tartışır. Kimisi tamamen susar, fikirlerini paylaşmayı bırakır, işini en az eleştiri alacak şekilde yapar. Eşi duygularını anlatmak yerine sessizleşir. Böylece Bora’nın gözünde dünya iki türlü insandan oluşur: ona karşı çıkanlar ve hiçbir şey yapmayanlar. Bu da onun inancını pekiştirir: “Her şeyi ben yapmazsam olmuyor.”
Peki Bora kendine ne yapar? İşte döngünün en az görünen kısmı burada. Bora’nın başkalarına yönelttiği eleştiri, aslında önce kendisine yönelir. Kendi hatalarına karşı hiç hoşgörüsü yoktur. Gece yatağında, gün içinde söylediği yanlış bir cümleyi saatlerce düşünür. Dışarıdan sert görünen bu insanın içinde, kendini hiç rahat bırakmayan çok daha sert bir ses vardır.
Bu döngü nereden geliyor?
Hep haklı olmak zorunda hisseden birçok insanın geçmişinde, hataların ağır bedellerle karşılandığı ilişkiler vardır. Küçük bir yanlışın alayla, öfkeyle ya da sevginin geri çekilmesiyle cezalandırıldığı bir ev. Ya da tam tersine, hiçbir şeyin yolunda gitmediği, düzensiz bir ortam: Çocuğun, kontrolü eline almadıkça kimsenin onu korumayacağını öğrendiği bir ev.
İki durumda da çocuk aynı sonuca varır: “Hata yapmamam gerekiyor. Her şeyi ben bilmeliyim, ben düzeltmeliyim.” Bu, o çocuğu ayakta tutan bir stratejidir. Ama yetişkinlikte, hata yapmanın bir felaket olmadığı ilişkilerde bile, yakınlığın önünde bir duvara dönüşür.
Seanslarda
Bora gibi biriyle çalışırken döngü seanslarda da belirir. Bora danışmanın söylediklerini düzeltebilir, kelime seçimlerine itiraz edebilir ya da yaklaşımın bilimsel temelini sorgulayabilir: “Bunun kanıtı ne?” Bazen danışmanın yetkinliğini sınar gibidir.
Bu anlarda danışman da iki tanıdık tepkiye çekilebilir: geri çekilip susmak ya da haklı olduğunu kanıtlamaya çalışmak. İkisi de eski döngünün tekrarı olur. Asıl değerli olan, üçüncü bir yolu bulmaktır: Merakla yaklaşmak, haklı olunan yeri kabul etmek ve gerektiğinde açıkça “Burada yanılmışım” diyebilmek.
Danışmanın kendi hatasını kabul edip ilişkinin bozulmadığını göstermesi, Bora için çok güçlü bir deneyim olabilir. Belki ilk kez, hata yapmanın küçümsenmeyi getirmediğini, hatta yakınlığı derinleştirebileceğini görür.
“Yanılmışım” diyebilmek
Bora’nın öğrenmesi gereken şey, yetkinliğinden ya da dikkatinden vazgeçmek değildir. Ayrıntıları görmek, işini iyi yapmak değerli özelliklerdir. Mesele, haklı olmanın ilişkiden daha önemli hâle gelmesidir.
Değişim çoğu zaman tek bir cümleyle başlar: “Haklısın.” Ya da daha zoru: “Yanılmışım.” Bu cümleleri söylemek, Bora için ilk başta bir yenilgi gibi hissettirir. Ama her söylenişinde, karşısındaki insanların biraz daha yakınlaştığını fark edebilir. Belki de en önemlisi, kendi iç sesine de aynı cümleyi söylemeyi öğrenir: “Hata yaptın. Olur. Hâlâ değerlisin.”
Bu yazıdaki Bora gerçek bir kişi değildir. Pek çok insanın deneyiminde karşılaşılan örüntülerden damıtılmış, kurgusal bir karakterdir.

