Bir hafta, yaklaşık on bin dakikadır. Bir seans ise elli dakika. Hesap basit: Psikolojik danışmanlık sürecinin çok küçük bir kısmı seansın içinde geçer. Peki geri kalan zamanda ne olur?
Pek çok insan seansı bir randevu gibi düşünür: Gidilir, konuşulur, çıkılır, bir sonraki haftaya kadar ara verilir. Oysa sürecin asıl hareketi çoğu zaman tam da bu aralarda gerçekleşir.
Seanstan hemen sonra
Seans biter, ekranı kapatırsınız. Bazen hafiflemiş hissedersiniz. Bazen ise tam tersi: yorgun, duygusal, hatta biraz huzursuz. Seansta açılan bir konu gün boyu aklınızdan çıkmaz. Bir cümle, bir soru, bir an zihninizde döner durur.
Bu çok olağan. Seansta dokunulan duygular, ekran kapandığında kaybolmaz. Bu yüzden seanstan hemen sonra kendinize biraz zaman ayırmak, yoğun bir toplantıya ya da zor bir konuşmaya hemen geçmemek iyi olur. Ekranın Öte Yanında yazısında da anlattığım gibi, küçük geçiş ritüelleri bu anlarda işe yarar.
“Önce kötüleşiyorum”
Süreç ilerledikçe bazı insanlar şaşırtıcı bir şey fark eder: Bir süre daha kötü hissederler. Daha önce görmezden gelinen duygular daha belirgin hâle gelir. Eskiden fark edilmeyen döngüler artık her yerde görünür.
Bu, sürecin kötü gittiği anlamına gelmez. Çoğu zaman tam tersine, bir şeylerin hareket etmeye başladığını gösterir. Uzun süre kapalı tutulan bir odanın kapısını açmak, önce içerideki tozu havaya kaldırır. Bu hissi seansa getirmek, onunla birlikte çalışmak, süreci derinleştirir.
Döngüyü gündelik hayatta fark etmek
Seanslarda konuştuğumuz döngüler, haftanın geri kalanında hayatınızın içinde tekrar tekrar belirir. Süreç ilerledikçe bunları daha sık fark etmeye başlarsınız: “İşte yine oluyor. Yine konuyu değiştirdim.” “Yine kendi isteğimi söylemedim.” “Yine en kötüsünü varsaydım.”
Bu fark edişler bazen sinir bozucu olabilir, çünkü döngüyü fark etmek onu hemen değiştirmek anlamına gelmez. Ama fark etmek, değişimin ilk adımıdır. Bir şeyi görmeden onu değiştiremeyiz.
Bazen de küçük deneyler kendiliğinden gerçekleşir. Hep “fark etmez” diyen biri bir gün kendi tercihini söyler. Hep geri çekilen biri bir kez kalır. Bu küçük adımları seansa getirmek ve birlikte konuşmak çok değerlidir: Ne oldu? Nasıl hissettiniz? Karşınızdaki nasıl tepki verdi?
Ödev var mı?
Bazı yaklaşımlarda seanslar arasında yapılacak yapılandırılmış ödevler verilir. Süre Sınırlı Dinamik yaklaşımda ise böyle bir zorunluluk genellikle yoktur. Sizden beklenen şey bir görevi tamamlamak değil, yalnızca hayatınızı biraz daha meraklı bir gözle yaşamaktır.
Bazı insanlar seanslar arasında not tutmayı faydalı bulur: aklından geçenler, fark ettiği anlar, gördüğü bir rüya. Bu bir zorunluluk değil, bir seçenektir. Önemli olan, haftanın içinde yaşadıklarınızı bir sonraki seansa taşıyabilmenizdir.
Danışman da sizinle
Seanslar arasında danışmanınızı düşünmeniz, onunla zihninizde konuşmanız, “Bunu söylesem ne derdi?” diye merak etmeniz de olağandır. Bu, danışma ilişkisinin içselleşmeye başladığını gösterir. Zamanla o merak eden, anlamaya çalışan ses, sizin kendi iç sesinizin bir parçası olur. Süreç bittikten sonra da devam eden şey, belki de en çok budur.
Seanslar arasında zor bir şey olursa
Bazen seanslar arasında zorlu bir olay yaşanır: bir kayıp, bir kriz, ani bir değişiklik. Bunları bir sonraki seansa getirmek önemlidir. Ama acil bir durum, kendinize ya da bir başkasına zarar verme riski varsa, beklemeyin: 112’yi arayın ya da en yakın acil servise başvurun.
Seans elli dakika sürer. Ama süreç, haftanın tamamında yaşanır.

