Otuzlarda Yeniden Başlamak yazısının kapak görseli

Otuzlarda Yeniden Başlamak

Otuz dört yaşındasınız. On yıldır aynı sektörde çalışıyorsunuz; iyi bir maaşınız, oturmuş bir düzeniniz var. Ama bir sabah, işe giderken trafikte içinizden net bir cümle geçer: “Bu benim hayatım değil.” Belki bir mesleği bırakmak, belki uzun bir ilişkiyi bitirmek, belki başka bir şehre ya da ülkeye taşınmak istersiniz.

Ve hemen ardından o tanıdık ses gelir: “Bu yaştan sonra mı? Herkes yerleşmişken sen baştan mı başlayacaksın?”

Toplumsal saat

Hepimizin içinde, kimsenin açıkça yazmadığı ama herkesin bildiği bir takvim vardır: yirmilerde okul ve iş, otuza doğru evlilik ve ev, otuzlarda kariyerde yükselme, çocuklar. Türkiye’de bu takvim çoğu zaman aileler, akrabalar ve bayram sofralarındaki sorularla da hatırlatılır: “Ne zaman evleneceksin?”, “O işi neden bıraktın?”, “Daha ne kadar arayacaksın?”

Otuzlu yaşlarda yeniden başlamak isteyen biri, yalnızca bir karar vermekle kalmaz. Bu görünmez saate karşı da durur. Ve bu saat çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden çalar.

Yirmilerde kimin hayatını seçtik?

Pek çok insan otuzlu yaşlara geldiğinde şaşırtıcı bir şey fark eder: Yirmili yaşlarda verdiği büyük kararların bir kısmı aslında tam olarak kendisinin değildi. Ailenin istediği bölüm, “garantili” görülen meslek, herkesin onayladığı ilişki…

O dönemde bu kararlar anlamlıydı. Belki güvence sağlıyordu, belki sevilen insanları memnun ediyordu. Ama zamanla, başkalarının haritasıyla çizilmiş bir hayatın içinde yaşadığınızı hissetmeye başlarsınız. Otuzlu yaşların sorusu çoğu zaman budur: “Bu hayat gerçekten benim mi?”

Doğru bir hareket mi, tanıdık bir kaçış mı?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her değişim isteği, aynı yerden gelmez.

Bazen değişim, gerçekten bir şeye doğru atılan bir adımdır: uzun süredir bastırılmış bir ilginin, bir değerin, bir yeteneğin peşine düşmek. Bazen ise tanıdık bir döngünün yeni bir biçimidir. Bir işte zorluk başladığında hep giden biri, bir ilişkide yakınlık arttığında hep uzaklaşan biri, “yeniden başlamak” isteğini bir kaçış yolu olarak da kullanabilir.

Bunu ayırt etmek kolay değildir. Ama kendinize sorabileceğiniz birkaç soru yardımcı olabilir: “Bu değişikliği neye doğru ilerlemek için mi, yoksa neyden uzaklaşmak için mi istiyorum?” “Daha önce de benzer bir anda benzer bir karar vermiş miydim?” “Kalsam hissetmekten korktuğum şey ne?”

Tersi de mümkündür: Bazı insanlar değişmeyi gerçekten istediği hâlde korkudan kalır. Oblomov’un Kanepesi yazısında anlattığım gibi, hiç başlamamak, hayal kırıklığından korunmanın en garantili yoludur. Ama bunun da bir bedeli vardır.

Yeniden acemi olmak

Otuzlu yaşlarda yeniden başlamanın en zor yanlarından biri, yeniden acemi olmaktır. Yıllarca bir alanda yetkin olmuş biri için, bir şeyi bilmemek, hata yapmak, yirmili yaşlarındaki insanlarla aynı yerden başlamak derin bir utanç uyandırabilir.

Bu utancın içinde çoğu zaman eski bir ses vardır: “Hata yaparsan değersizsin.” Mükemmeliyetçiliğe alışmış biri için acemilik, katlanılması zor bir kırılganlıktır. Ama öğrenmenin, büyümenin ve yeni bir yol açmanın başka bir yolu da yoktur.

Kaybedilen yıllar mı?

Yeniden başlamak isteyen birçok insanın içinde bir yas da vardır: “Bunca yıl boşa mı gitti?” Bırakılan bir meslek, biten bir ilişki ya da geride kalan bir şehir, aynı zamanda bir zamanlar olduğunuz kişiye veda etmek demektir.

Ama o yıllar boşa gitmedi. Size neyi istemediğinizi, neye dayanabildiğinizi, nelerin size iyi geldiğini öğrettiler. Yeniden başlayan kişi sıfırdan başlamaz; geçtiği bütün yolu da yanında taşır.

“Çok geç” diyen ses kimin?

Seanslarda bu konuyla çalışırken sık sık şu soruya geliriz: “Çok geç” diyen ses kimin sesi? Bazen bu, bir ebeveynin endişeli uyarılarının içimizde yerleşmiş hâlidir. Bazen toplumun beklentilerinin, bazen de kendi korkumuzun.

Bu sesi tanımak, onu susturmak anlamına gelmez. Ama onun bir gerçek değil, bir beklenti olduğunu fark etmek, karar verirken biraz daha özgür olmamızı sağlar. Belki de otuzlu yaşlarda yeniden başlamanın asıl anlamı budur: Hayatınızın yönünü, ilk kez gerçekten kendiniz belirlemek.