Mesajı birkaç kez yazıp silersiniz. “Merhaba, randevu almak istiyorum” fazla mı kuru? Neden başvurduğunuzu yazmalı mısınız? Yazacaksanız ne kadarını? Sonunda gönder tuşuna basarsınız ve tuhaf bir şey olur: Bir yandan rahatlarsınız, bir yandan da içinizde küçük bir pişmanlık kıpırdar. Acaba gerçekten gerekli miydi?
Bu kararsızlık çok olağan. Psikolojik destek almaya karar vermek çoğu zaman aylarca, bazen yıllarca süren bir iç tartışmanın sonucudur. İlk görüşmeye kadar geçen günlerde bu tartışma bir süre daha devam eder. Aklınızdan geçen soruların çoğunu, bu yola çıkan hemen herkes bir şekilde düşünür. Birkaçına birlikte bakalım.
“Ne anlatacağımı bilmiyorum.”
Hazırlanmanıza gerek yok. İlk görüşme bir sınav değil. Doğru cümleyi bulmanız ya da olayları sırasıyla anlatmanız beklenmez. Pek çok insan “Nereden başlasam bilmiyorum” diye söze girer ve bu gayet iyi bir başlangıçtır. Soruları ben sorarım, tempoyu siz belirlersiniz. Bazı şeyleri ilk gün anlatmaya hazır olmayabilirsiniz; bu da sürecin doğal bir parçası.
“Sorunum yeterince büyük mü?”
Bu soru, insanları başvurmaktan en çok alıkoyan sorulardan biri. “Benden çok daha kötü durumda olanlar var” diye düşünür, kendi yükünüzü küçümsersiniz. Oysa destek almak için bir krizin içinde olmanız gerekmez. Bir şeyin sizi yorduğunu, bir şeyin tekrar ettiğini, bir yerde sıkışıp kaldığınızı hissediyorsanız, bunu konuşmak için yeterli bir nedeniniz var demektir.
“Beni yargılar mı?”
Seanslarda amaç neyin doğru, neyin yanlış olduğuna karar vermek değil; neyin neden olduğunu birlikte anlamaktır. Utandığınız bir düşünce, pişman olduğunuz bir davranış, kimseye söyleyemediğiniz bir duygu… Bunların hepsinin, hayatınızın bir döneminde anlamlı bir yeri olmuştur. Merakla bakmak, yargılamaktan çok daha fazla kapı açar.
“Ya ağlarsam?”
Ağlayabilirsiniz. Ağlamak, seanslarda en sık yaşanan ve en az açıklama gerektiren şeylerden biridir. Bir de şunu ekleyeyim: Hiç ağlamayabilirsiniz de. İlk görüşmede bazı insanlar beklemedikleri kadar sakin, hatta biraz mesafeli hisseder. İkisi de olağan.
“Ekran üzerinden olur mu?”
Online görüşmelerin yüz yüze görüşmeler kadar derinleşip derinleşemeyeceği sık sorulan bir soru. Yakınlığı belirleyen çoğu zaman aradaki fiziksel mesafe değil, kurulan ilişkinin niteliğidir. Hatta bazı insanlar kendi odalarında, kendi alanlarında daha kolay açılabiliyor. Sizden istenen yalnızca görüşme boyunca kimsenin sizi duymayacağı sessiz bir yer, bir kulaklık ve düzgün bir internet bağlantısı. Gerisini birlikte kurarız.
“Ya danışmanla anlaşamazsam?”
İlk görüşmenin amaçlarından biri de bu sorunun cevabını bulmak. Görüşmenin sonunda, bu çalışmanın size uygun olup olmadığına birlikte karar veririz. Kendinizi rahat hissetmezseniz bunu söylemeniz, bir başarısızlık anlamına gelmez; tam tersine, değerli bir bilgidir. Gerekirse size daha uygun olabilecek bir meslektaşa yönlendirme yapabilirim.
Kaygınız da bir şey anlatır
Son olarak, belki de en ilginç olanı: İlk görüşmeye nasıl yaklaştığınız, çoğu zaman hayatın geri kalanına nasıl yaklaştığınızla ilgili bir şeyler söyler.
“Vaktini boşa harcamayayım” diye endişeleniyorsanız, belki başka ilişkilerde de yük olmaktan korkuyorsunuzdur. “İyi bir danışan olmalıyım” diye düşünüyorsanız, belki hayatın pek çok alanında beğenilmek için çabalıyorsunuzdur. “Nasılsa bir işe yaramaz” diyorsanız, belki umut etmek size geçmişte pahalıya mal olmuştur.
Bu kaygıları saklamanıza gerek yok. Onları seansa getirmek, çalışmanın ilk ve çoğu zaman en verimli adımlarından biridir. Çünkü birlikte bakacağımız döngüler, genellikle tam da burada, iki insan arasındaki ilk karşılaşmada kendini göstermeye başlar.
O mesajı gönderdiyseniz, ilk adımı zaten attınız. Karşınızda bir yabancı var ve ona belki kimseye anlatmadığınız şeyleri anlatmayı düşünüyorsunuz. Bu cesareti küçümsemeyin. Henüz göndermediyseniz de acele etmeyin. Kapı, hazır olduğunuzda açık.

