Nil’in restoranda siparişi yanlış gelir. Garsona bir şey söylemez, önüne konan yemeği yer. “Bu da güzelmiş” der, gülümser. Akşam arkadaşları film seçerken “Bana fark etmez” der. Tatil planı yapılırken, “Siz nereyi isterseniz” der. İş yerinde kimsenin üstlenmek istemediği dosya, nasılsa itiraz etmeyeceği için Nil’in masasına bırakılır.
Otuz bir yaşındaki Nil’i herkes sever. “Çok uyumlu”, “Çok kolay biri” derler. Ama ona en sevdiği yemeği, en sevdiği filmi, aslında neyi istediğini sorsanız, çevresindekilerin çoğu cevap veremez. Bazen Nil’in kendisi de veremez.
Döngünün halkaları
Nil’in ne yaptığına bakalım. İtiraz etmez, tercih belirtmez, kendi isteğini masaya koymaz. Bir anlaşmazlık belirdiğinde hemen geri çekilir, uzlaşır, konuyu kapatır. Yer kaplamamak için elinden geleni yapar.
Nil’in beklentisi şudur: “İtiraz edersem çatışma çıkar. Biri kızar, kırılır ya da benden uzaklaşır.” Bir anlaşmazlık, Nil için bir fikir ayrılığı değil, ilişkinin kendisini tehdit eden bir tehlikedir.
Başkalarının ona nasıl karşılık verdiğine bakalım. Hiçbir tercih belirtmeyen birine insanlar zamanla sormayı bırakır. Kararlar onun yerine verilir. Nil’in sessizliği bazen fark edilmeden suistimal edilir: En zor iş ona kalır, en son o düşünülür. Ama daha ince bir şey de olur: İnsanlar Nil’i sever, ama onu gerçekten tanımaz. Çünkü tanınacak bir “Nil” ortaya hiç çıkmamıştır.
Peki Nil kendine ne yapar? İçinde zamanla bir kırgınlık birikir: “Neden hep benim istediğim en son geliyor?” Ama bu duygu belirir belirmez onu bastırır: “Abartıyorum. Ne olacak, küçük bir şey.” Bastırılan kırgınlık bazen hiç beklenmedik bir anda, çok küçük bir şey yüzünden taşar. Nil buna kendisi de şaşırır, utanır ve bir sonraki sefere daha da sessiz olmaya karar verir.
Bu döngü nereden geliyor?
Kimseyi rahatsız etmemeyi öğrenmiş birçok insan, çatışmanın tehlikeli olduğu evlerde büyümüştür. Belki sesler sık sık yükseliyordu. Belki bir ebeveynin öfkesi öngörülemezdi. Belki de anlaşmazlık hiç yaşanmaz, onun yerine soğuk bir sessizlikle cezalandırılırdı.
Böyle bir evde küçük bir çocuğun yapabileceği en akıllıca şey, mümkün olduğunca az yer kaplamaktır: kimseyi kızdırmamak, dengeyi bozmamak, kendi isteklerini görünmez kılmak. Bu, o çocuğu korur. Ama yetişkinlikte, anlaşmazlığın bir felaket olmadığı ilişkilerde bile Nil hâlâ o küçük, tetikte çocuğun kurallarıyla yaşar.
Seanslarda
Nil’le çalışırken döngü seanslarda çok tanıdık bir biçimde belirir: Nil her şeye katılır. Danışmanın söylediği her şeye “Evet, çok haklısınız” der. Söylenen bir şey ona uymasa bile itiraz etmez, kibarca başını sallar.
Dışarıdan bakıldığında bu, kolay ve uyumlu bir süreç gibi görünür. Oysa danışman bu uyumu fark ettiğinde ve nazikçe dile getirdiğinde, çok değerli bir kapı açılır: “Az önce söylediğim size tam uymadıysa, bunu söyleyebilirsiniz. Bu bizim için önemli bir bilgi olur.”
Nil’in bir gün, belki çekinerek, “Aslında tam öyle değil” demesi, sürecin en önemli anlarından biri olabilir. Çünkü o an ilk kez itiraz etmiş ve ilişkinin bozulmadığını görmüştür.
Küçük tercihlerle başlamak
Nil’in öğrenmesi gereken şey, birden kavgacı ya da talepkâr biri olmak değildir. Uyumlu olmak, başkalarını düşünmek güzel özelliklerdir. Mesele, bu uyumun bir seçim olmaktan çıkıp tek seçenek hâline gelmesidir.
Değişim çoğu zaman en küçük yerde başlar: “Ben pizza tercih ederim.” “Bu filmi daha önce izledim, başka bir şey seçelim mi?” “Bu dosyayı bu hafta alamam.” Küçük, neredeyse önemsiz cümleler. Ama her birinde Nil, istediğini söylemenin dünyayı yıkmadığını biraz daha öğrenir.
Bir de şunu fark edebilir: İçinde biriken o öfke bir düşman değil, bir bilgidir. “Burada benim de bir ihtiyacım var” diyen bir sinyal. O sinyali dinlemeyi öğrendikçe, Nil yavaş yavaş görünür olmaya başlar. Önce kendine, sonra başkalarına.
Bu yazıdaki Nil gerçek bir kişi değildir. Pek çok insanın deneyiminde karşılaşılan örüntülerden damıtılmış, kurgusal bir karakterdir.

