Yakınlaştıkça Uzaklaşan yazısının kapak görseli

Yakınlaştıkça Uzaklaşan

Ekin’in ilişkileri genellikle altı ay sürer. Başlangıçlar hep parlaktır: uzun mesajlar, sabaha kadar süren konuşmalar, “Ne kadar çok ortak noktamız var” şaşkınlığı. Ekin o dönemde dikkatli, ilgili, cömerttir. Karşısındaki kişi, nihayet anlaşıldığını hisseder.

Sonra bir şey olur. Belki karşı taraf ilk kez “Seni seviyorum” der. Belki bir hafta sonu tatili planlanır ya da diş fırçası banyoya yerleşir. Ekin’in içinde bir şey kasılır. Birden fark etmediği kusurlar görünür olmaya başlar: “Çok sık arıyor.” “Hayata bakışlarımız aslında farklı.” “Bana fazla bağımlı.” İşler yoğunlaşır, mesajlar kısalır. Birkaç hafta içinde ilişki, nedenini kimsenin tam anlatamadığı bir şekilde biter.

Otuz yedi yaşındaki Ekin bu hikâyeyi birkaç kez yaşamıştır. Arkadaşlarına sorsanız, “Ekin bağlanmaktan korkuyor” derler. Ekin’e sorsanız, “Doğru kişiyi henüz bulamadım” der. İki cevap da hikâyenin bir parçasını anlatır, ama tamamını değil.

Döngünün halkaları

Ekin’in ne yaptığına bakalım. İlişkinin başında yaklaşır, hem de yoğun biçimde. Yakınlık belirli bir eşiği aştığında ise geri çekilir: eleştirir, işe gömülür, mesafe koyar. Ama gitmeden önce genellikle karşısındakini gitmeye zorlayacak kadar soğur.

Ekin’in beklentisi, kendisinin bile tam olarak adlandıramadığı bir şeydir: “Fazla yakınlaşırsam kendimi kaybederim. Yutulurum, kontrol edilirim, kendi hayatım kalmaz.” Yakınlık, onun için hem en çok istediği hem de en çok korktuğu şeydir.

Başkalarının ona nasıl karşılık verdiğine bakalım. Ekin uzaklaştıkça karşısındaki kişi kaygılanır. Kaygılanan insan ne yapar? Daha çok arar, daha çok sorar, daha çok güvence ister. Ekin için bu tam da korktuğu şeyin kanıtıdır: “İşte, boğuluyorum.” Böylece biri yaklaştıkça diğeri kaçar, biri kaçtıkça diğeri yaklaşır.

Ve sonunda Ekin kendine bir hikâye anlatır: “Ben ilişkiye uygun biri değilim.” Ya da tam tersi: “Sorun bende değil, hep yanlış insanları seçiyorum.” İki hikâye de onu korur, ama aynı zamanda yalnız bırakır.

Bu döngü nereden geliyor?

Bu döngüyü yaşayan birçok insanın geçmişinde, yakınlığın bir bedelle geldiği ilişkiler vardır. Sevginin müdahaleyle, ilginin kontrolle iç içe geçtiği bir ev düşünün. Odasının kapısı hiç kapanmayan, duyguları sürekli birileri tarafından yönetilen, ebeveyninin ihtiyaçlarına göre şekillenen bir çocuk.

Böyle bir çocuk zamanla şunu öğrenir: “Kendim olabilmem için uzak durmam gerek.” Bu, o çocuk için hayatta kalmanın akıllıca bir yoludur. Ama yetişkinlikte, yakınlığın her zaman bir tehdit olmadığı ilişkilerde bile aynı alarm çalmaya devam eder.

Seanslarda

Ekin gibi biriyle çalışırken döngü genellikle seanslarda da görünür. Özellikle derin ve duygusal bir seansın ardından bir sonraki görüşme garip biçimde mesafeli geçebilir. Ekin şaka yapar, konuyu değiştirir. Belki bir seansı “iş çıktı” diye iptal eder. Belki de “Aslında çok iyiyim, buna gerçekten ihtiyacım var mı bilmiyorum” der.

Bu anlar başarısızlık değildir; döngünün canlı hâlidir. Danışman bunu yargılamadan fark ettiğinde, Ekin belki ilk kez kaçmak yerine kalmanın nasıl bir şey olduğunu deneyimleyebilir.

Burada süre sınırlı çalışmanın ilginç bir avantajı ortaya çıkar. Yakınlıktan korkan biri için sınırları baştan belli bir ilişki, sonu belirsiz bir ilişkiden çok daha güvenli olabilir. “Bu süreç belli bir zaman sonra bitecek” bilgisi, Ekin’e yakınlaşma cesaretini verebilir. Çünkü yutulma korkusu, kapının açık olduğunu bilmekle yumuşar.

Kaçmadan kalabilmek

Ekin’in öğrenmesi gereken şey, kendini tamamen bırakmak değildir. Kendi alanına, kendi hayatına ihtiyaç duymak son derece sağlıklıdır. Asıl mesele, bu ihtiyacı kaçarak değil, söyleyerek karşılayabilmektir.

Değişim bazen tek bir cümleyle başlar: “Şu an biraz alana ihtiyacım var. Ama gitmiyorum.” Bu cümle, Ekin’in hem kendisi olarak kalabileceğini hem de birine yakın olabileceğini aynı anda denemesidir. İlk seferde ürkütücüdür. Ama belki zamanla şunu fark eder: Yakınlık her zaman bir kafes değildir. Bazen yalnızca, birinin kapıyı açık bırakarak yanında durmasıdır.

Bu yazıdaki Ekin gerçek bir kişi değildir. Pek çok insanın deneyiminde karşılaşılan örüntülerden damıtılmış, kurgusal bir karakterdir.