Döngünün Dört Parçası, II: Başkalarından Ne Bekliyoruz? yazısının kapak görseli

Döngünün Dört Parçası II: Başkalarından Ne Bekliyoruz?

“Döngünün Dört Parçası” serisi, Süre Sınırlı Dinamik yaklaşımın temel fikrini dört yazıda ele alıyor. Bu, serinin ikinci yazısı.

Bir arkadaşınıza mesaj attınız ve saatlerdir cevap gelmedi. Zihninizde hangi açıklama beliriyor? “Meşguldür” mü, yoksa “Bir şey mi yaptım, bana kızdı mı?” mı? Aynı sessizlik, farklı insanlarda bambaşka hikâyeler uyandırır. Bu hikâyeler, döngünün ikinci halkasının ta kendisidir: başkalarından beklediklerimiz.

Beklenti, bir tahmindir

Süre Sınırlı Dinamik yaklaşımda bu halka, başkalarının bize nasıl karşılık vereceğine dair tahminlerimizi kapsar. “Bir şey istersem reddedilirim.” “Hata yaparsam küçümsenirim.” “Yakınlaşırsam boğulurum.” “Kendimi gösterirsem alay edilirim.” Bu tahminler çoğu zaman cümle olarak bile dile gelmez. Bir his, bir gerginlik, bir önsezi olarak yaşanır.

Beklentiler boşlukta doğmaz. Hayatımızın erken dönemlerinde, bizim için önemli olan insanlarla yaşadıklarımızdan süzülerek oluşur. Belki bir zamanlar isteklerimiz gerçekten geri çevrilmiştir. Belki hatalarımız sert karşılanmıştır. O günlerde bu beklentiler bizi koruyan birer haritaydı: Neye dikkat etmemiz, nerede durmamız gerektiğini gösteriyordu.

Eski bir şehrin haritası

Sorun şu: Harita değişmez, ama şehir değişir. Yirmi yıl önce çizilmiş bir haritayla bugünün şehrinde yolunuzu bulmaya çalıştığınızı düşünün. Yıkılmış binaların etrafından dolaşır, artık var olmayan tehlikelerden kaçar, yeni açılmış yolları hiç görmezsiniz.

Yetişkinlikte de benzer bir şey olur. Karşımızdaki kişi bambaşka biri olsa bile, eski haritayla hareket ederiz. Yeni yöneticimize, yeni partnerimize, yeni arkadaşımıza, bir zamanlar başkalarından öğrendiğimiz beklentilerle yaklaşırız.

Beklenti, davranışı yönetir

Bu halkayı önemli kılan şey, ilk halkayla, yani ne yaptığımızla sıkı bağıdır. Reddedilmeyi bekleyen kişi istemez. Küçümsenmeyi bekleyen kişi fikrini söylemez ya da her şeyi kusursuz yapmaya çalışır. Boğulmayı bekleyen kişi yakınlaşmadan önce geri çekilir.

Bu da beklentinin hiç sınanmamasına yol açar. İstemeyen kişi hiçbir zaman “evet” duyma fırsatı bulmaz. Fikrini söylemeyen kişi, fikrinin değer görebileceğini hiç öğrenmez. Böylece beklenti, doğru olduğu için değil, hiç sınanmadığı için ayakta kalır.

Seanslarda bu halkaya nasıl bakıyoruz?

Seanslarda beklentileri, anlatılan somut anlarda ararız: “O mesajı atmadan önce, karşınızdakinin ne yapacağını düşünmüştünüz?” Bazen cevap şaşırtıcı derecede nettir; bazen de ilk kez dile getirilir.

Beklentiler seanslara da gelir. “Bunu söylersem beni yargılayacaksınız.” “Vaktinizi alıyorum.” “Sonunda siz de sıkılacaksınız.” Bu düşünceleri konuşabilmek çok değerlidir. Çünkü danışma ilişkisi, eski haritanın belki de ilk kez güvenli bir yerde sınandığı bir alana dönüşür. Beklenen tepki gelmediğinde, harita yavaş yavaş yeniden çizilmeye başlar.

Kendinize sorabileceğiniz bir soru

Son zamanlarda bir şeyi istemekten, söylemekten ya da yapmaktan vazgeçtiğiniz bir anı düşünün. O an karşınızdakinin nasıl tepki vereceğini hayal etmiştiniz? Bu tepkiyi, hayatınızda daha önce kimden görmüştünüz?

Serinin üçüncü yazısında işin belki de en şaşırtıcı kısmına bakacağız: Başkaları bize gerçekten ne yapıyor ve neden çoğu zaman tam da beklediğimiz gibi davranıyorlar?

Serinin yazıları

  1. Ne Yapıyoruz?
  2. Başkalarından Ne Bekliyoruz? (bu yazı)
  3. Başkaları Ne Yapıyor?
  4. Kendimize Ne Yapıyoruz?