“Döngünün Dört Parçası” serisi, Süre Sınırlı Dinamik yaklaşımın temel fikrini dört yazıda ele alıyor. Bu, serinin son yazısı.
Bir hata yaptığınızda içinizden geçen ilk cümle nedir? “Olur böyle şeyler” mi, yoksa “Yine beceremedin” mi? Bir şey istediğinizde kendinize “Hakkım” mı dersiniz, yoksa “Fazla mı istiyorum?” diye mi sorarsınız? Bu cümleler, döngünün dördüncü ve son halkasına açılan kapılardır.
İçeri taşınan ilişkiler
Dördüncü halka, kendimize nasıl davrandığımızdır. Süre Sınırlı Dinamik yaklaşımın temel fikirlerinden biri şudur: Hayatımızın erken dönemlerinde bize nasıl davranıldıysa, zamanla kendimize de öyle davranmayı öğreniriz. Eleştirilen çocuk, kendini eleştiren bir yetişkine dönüşebilir. İhtiyaçları görülmeyen çocuk, kendi ihtiyaçlarını görmezden gelen bir yetişkine. Sürekli uyarılan çocuk, kendini hiç rahat bırakmayan bir yetişkine.
Bir zamanlar dışarıdan gelen ses içeri taşınır. Artık kimsenin o sözleri söylemesine gerek kalmaz; kişi o sesi kendi içinde, kendi sesiymiş gibi taşır.
Döngünün kapanışı
Bu halka döngüyü kapatır ve yeniden başlatır. Diyelim ki bir toplantıda fikrinizi söylemediniz (birinci halka), çünkü küçümseneceğinizi düşündünüz (ikinci halka). Sessiz kaldığınız için kimse size fikrinizi sormadı (üçüncü halka). Toplantıdan sonra kendinize ne dediniz? Belki “Zaten söyleyeceğin önemli değildi.” Belki “Hep böylesin, hiçbir zaman cesaret edemiyorsun.”
İki cümle de aynı yere çıkar: Bir sonraki toplantıda söz almak daha da zorlaşır. Kendimize davranış biçimimiz, bir sonraki turda ne yapacağımızı belirler. Çember böylece yeniden döner.
Öz eleştiri ve öz şefkat
Bu halkada çoğu zaman şaşırtıcı bir çelişki görürüz. Başkalarına karşı anlayışlı, sabırlı, şefkatli olan pek çok insan, kendine karşı son derece serttir. Bir arkadaşına asla söylemeyeceği cümleleri kendine her gün söyler.
Öz şefkat, bu sesi susturmak ya da her şeyi olumlu görmek değildir. Bu sesi fark etmek, nereden geldiğini merak etmek ve kendimize, sevdiğimiz birine davranacağımız gibi davranmayı yavaş yavaş denemektir. Bu kolay değildir; çünkü o sert ses, bir zamanlar bizi koruduğunu düşündüğümüz bir sestir. “Kendime sert davranmazsam tembelleşirim, dağılırım” diye düşünürüz. Oysa korkuyla ayakta tutulan bir düzen, zamanla insanı tüketir.
Döngü nerede kırılır?
Dört halkaya bir bütün olarak baktığımızda umut verici bir şey görürüz: Herhangi bir halkadaki küçük bir değişiklik bütün çemberi etkileyebilir. Farklı bir davranış (bir kez istemek), sınanan bir beklenti (“Bu sefer reddedilmedim”), farklı bir karşılık (birinin gerçekten dinlemesi) ya da kendine söylenen daha yumuşak bir cümle… Her biri, tanıdık döngünün bir yerinde bir çatlak açar.
Seanslarda iki şeyi birlikte amaçlarız: yeni bir anlayış ve yeni bir deneyim. Yeni anlayış, döngüyü görmek, nereden geldiğini ve nasıl işlediğini anlamaktır. Yeni deneyim ise onu danışma ilişkisinin içinde, canlı olarak farklı yaşamaktır. Yalnızca anlamak çoğu zaman yetmez; değişim, anlamanın hissedildiği anlarda gerçekleşir.
Kendinize sorabileceğiniz bir soru
Bir hata yaptığınızda içinizdeki ses ne diyor? Bu sesin tonu, hayatınızda daha önce duyduğunuz birinin sesine benziyor mu? Ve belki şunu da sorabilirsiniz: Aynı durumda, çok sevdiğiniz bir arkadaşınıza ne söylerdiniz?
“Döngünün Dört Parçası” serisi burada sona eriyor. Ama döngüler üzerine konuşacak daha çok şey var. Kendi döngünüzü bir başkasıyla birlikte, güvenli bir alanda görmek isterseniz bana ulaşabilirsiniz.
Serinin yazıları
- Ne Yapıyoruz?
- Başkalarından Ne Bekliyoruz?
- Başkaları Ne Yapıyor?
- Kendimize Ne Yapıyoruz? (bu yazı)

