Telefonunuzda yüzlerce kişi kayıtlı. Mesaj grupları sürekli hareketli, hafta sonları çoğu zaman dolu. İş yerinde sevilirsiniz, arkadaş buluşmalarında neşeli olan sizsinizdir. Ama bir akşam, kalabalık bir masada otururken içinizde tuhaf bir boşluk hissedersiniz: Bu insanların hiçbiri beni gerçekten tanımıyor.
Yalnızlık çoğu zaman tek başına olmakla karıştırılır. Oysa insan tek başınayken yalnız hissetmeyebilir, insanlarla çevriliyken de derin bir yalnızlık yaşayabilir. Yalnızlık, etrafımızdaki insan sayısıyla değil, istediğimiz yakınlıkla yaşadığımız yakınlık arasındaki mesafeyle ilgilidir.
Görülmemek
Kalabalıkta yalnız hisseden pek çok insanın ortak bir deneyimi vardır: Görüldüğünü hissetmemek. İnsanlar onun yüzeyini tanır: esprilerini, başarılarını, her zaman güçlü duruşunu. Ama korkularını, kırgınlıklarını, gerçekten neler hissettiğini kimse bilmez.
Bu çoğu zaman bir tesadüf değildir. Kişi içindeki dünyayı farkında olmadan gizler. Belki Döngü Portreleri serisindeki karakterlerden biri gibi davranır: Deniz gibi herkesi dinler ama kendini anlatmaz, Nil gibi kimseyi rahatsız etmemek için hep geri planda kalır, ya da her zaman neşeli, her zaman iyi olan kişi rolünü oynar.
Yalnızlığın döngüsü
Bu yalnızlık da kendini besleyen bir döngüyle işler. Kişi iç dünyasını gizler, çünkü gerçek hâliyle görülürse beğenilmeyeceğinden, yük olacağından ya da anlaşılmayacağından korkar. İnsanlar da ona, gösterdiği yüzeye göre karşılık verir: Onunla eğlenir, ona danışır, ama derinine inmezler. Kişi bundan şu sonucu çıkarır: “Kimse beni gerçekten anlamıyor.” Ve iç dünyasını daha da sıkı korur.
Böylece insanlarla çevrili olmak, yalnızlığı azaltmak bir yana, bazen derinleştirir. Çünkü her neşeli buluşma, aslında ne kadar görülmediğini bir kez daha hatırlatır.
Yalnızlığın utancı
Yetişkinlikte yalnızlığın bir de utancı vardır. “Bu kadar insan varken nasıl yalnız hissedebilirim?” “Yalnız olduğumu söylersem acınası görünürüm.” Bu utanç, yalnızlığı dile getirmeyi de zorlaştırır. Oysa yalnızlık, yetişkinler arasında sanıldığından çok daha yaygın bir deneyimdir. Pek çok insan, aynı kalabalık masada aynı boşluğu sessizce hisseder.
Küçük bir gerçeklik
Bu döngüden çıkmanın yolu, birden bütün iç dünyanızı herkese açmak değildir. Bu hem gerçekçi değildir hem de korkutucudur. Değişim çoğu zaman küçük bir gerçeklik anıyla başlar: Güvendiğiniz bir kişiye “Aslında bu aralar pek iyi değilim” demek. Bir sohbette konuyu hemen karşınızdakine çevirmek yerine, kendi hikâyenizin küçük bir parçasını paylaşmak.
Bir de şunu sormak işe yarar: Kimin yanındayken kendim gibi hissediyorum? Belki bu kişi sayısı az, belki tek bir kişi. Ama yalnızlıkla baş etmenin yolu, çoğu zaman daha fazla insan bulmaktan değil, mevcut ilişkilerden birkaçını derinleştirmekten geçer.
Seanslarda
Bazı insanlar için danışma ilişkisi, performans sergilemeden, güçlü görünmek zorunda kalmadan görüldükleri ilk yer olur. Bu çok değerli bir deneyimdir. Ama amaç, bu ilişkinin hayattaki ilişkilerin yerini tutması değildir. Amaç, seansta yaşanan bu görülme deneyimini, yavaş yavaş hayatın içindeki ilişkilere de taşıyabilmektir.
Yalnızlık bazen insan eksikliği değildir. Görülme eksikliğidir. Ve görülmek, önce kendimizi biraz göstermeyi gerektirir.

