Ekranı kaydırıyorsun. Karşına kendinden emin bir yüz çıkıyor. Sesi net, bakışı kararlı: “Yıllardır terapiye gidip de iyileşemeyenler, aslında yanlış yerde arıyordunuz. Ben bir sistem buldum. Doğru bilgiye ulaşırsanız, probleminiz kendiliğinden çözülür.” Altında binlerce beğeni, yüzlerce “bunu duymaya ihtiyacım vardı” yorumu.
Bu sahne artık hepimize tanıdık. Ve tam da tanıdık olduğu için tehlikeli.
İnsan acı çekerken basit bir cevaba muhtaçtır. Karmaşık, gri, “duruma göre değişir” diyen bir açıklama canı yanan birine soğuk gelir; oysa “işte sebep bu, işte çözüm bu” diyen kesin bir ses, tutunacak bir dal gibi görünür. Bu yüzden kesinlik satan her zaman kalabalık toplar. Aslında yeni bir şey de değil bu: yüzyıllar önce pazar yerinde her derde deva tek bir şişe satan adam da aynı sesi kullanırdı. Değişen tek şey, pazarın artık cebimizde olması.
Bu kesinliğin en zararlı hâli, insanın acısını tek bir sebebe indirgemektir. Şizofreniyi, bipolar bozukluğu, ağır ruhsal tabloları “anne babana yaptığın saygısızlığın”, “içindeki günahın” ya da “yanlış bildiğin bir bilginin” sonucu ilan etmek. Bu hem bilimsel olarak yanlıştır — ruhsal acı hiçbir zaman tek bir sebepten doğmaz; bedenin, geçmişin, ilişkilerin ve içinde yaşadığın koşulların hepsi işin içindedir — hem de derin bir zulümdür. Çünkü zaten yükü ağır olan insanın sırtına bir de suçluluk yükler. “Hastasın, çünkü kötüsün” cümlesinden daha acımasız ne olabilir?
Ama asıl kandırmaca şu vaatte gizli: “Doğru bilgiyi öğrenirsen iyileşirsin.” Sanki iyileşmek, eksik bir dosyayı indirmek gibi bir şeymiş; doğru bilgi bir kez zihne girince mesele bitecekmiş.
Oysa bilmek, iyileştirmez. Hepimiz nasıl daha sağlıklı yaşayacağımızı biliriz; yine de bilmek tek başına bizi değiştirmez. İnsan bir metni okuyarak değil, bir ilişki içinde, zamanla, yaşayarak değişir. Yaralar çoğu zaman bir ilişki içinde açılır ve yine bir ilişki içinde iyileşir. Bir başkasının seni sabırla, yargılamadan görmesi; en zorlandığın yerde yalnız kalmaman — dönüşüm işte buradan filizlenir. Bir video bunu veremez. Bir “sistem” bunu satamaz.
İstismarın en incitici biçimlerinden biri de insanın inancını kullanmaktır. İnanç, pek çok kişi için gerçek bir güç, anlam ve dayanak kaynağıdır; buna sözümüz yok. Ama dinî bir otorite kılığına girip ruhsal bir hastalığı günahın cezası gibi gösteren, çaresiz insanı Allah’la kendi arasında bir borç-ceza ilişkisine sokan kişi, ne şifacıdır ne rehber. İnancın şefkatini alır, yerine korku ve suçluluk koyar. İnancı istismar etmek, aslında inancın kendisine yapılabilecek en büyük haksızlıktır.
Peki neden bu kadar tutuyor bütün bunlar? Çünkü hepimiz emekten kaçmak isteriz. Yavaş ilerleyen, sabır isteyen, bazen geri adım attıran gerçek değişim yerine, bir tık uzaklıktaki hazır çözümü yeğleriz.
Ama bir bahçeyi düşün. Tohumu ektiğin gün, ertesi sabah çiçek beklemezsin. Sularsın, beklersin, arada hiçbir şey olmuyor sanırsın; sonra bir gün toprağı yarıp çıkıverir. Kalıcı olan her şey böyle büyür — yavaş, görünmez, sabırla. Plastik çiçek ise anında ve kusursuzdur; ne kokar, ne büyür, ne de yaşar. Kestirme yolların vaat ettiği tam da budur: güzel görünen, ama kof bir şey.
O hâlde gerçek yardımcıyı sahtesinden nasıl ayırırız? Basit bir pusula var: gerçek uzman kesinlik satmaz, bir süreç önerir. “Bilmiyorum”, “duruma bağlı”, “bunu birlikte anlamaya çalışalım” demekten çekinmez. Sana her şeyin cevabını bildiğini değil, seninle birlikte yürüyeceğini söyler. Alçakgönüllülük, yetkinliğin işaretidir; her şeyi bilen, her şeye muktedir görünen imaj ise çoğu zaman bir örtüdür — ardındaki boşluğu gizlemek için.
Bu yazı, kestirme yola kapılmış insanı utandırmak için değil. Çünkü o yola sapmak çoğu zaman zayıflığın değil, çok yorulmuş olmanın işaretidir. Acı çeken birinin hızlı bir çıkış araması kadar insani bir şey yok. Ama tam da bu yüzden birinin dönüp şunu söylemesi gerekiyor: sana kolay bir yol vaat eden herkes, aslında en çok ihtiyacın olan şeyi — sabrı, ilişkiyi, kendi hızında iyileşme hakkını — senden çalıyor.
İyileşme yavaştır. Ama gerçektir. Ve gerçek olan hiçbir şey, bir ekranın ardından tek bir cümleyle satılamaz.

